1 Kasım 2018 Perşembe

Doğa Terapisi Hayalim

    Sadece küçük,sıcak,bizi mutlu edecek bir hayalim(iz) var.
Bu minik ağaç kulübeden istiyorum. Gerçi buraya yapılacak olan nükleer santral tüm hayallerimi baltaladı. Tamam biliyorum Almanya'da bu santrallerin etrafında yaşayan insanlar var ama orası denetimin sıkı olduğu bir ülke arkadaşım bu ülkedeyse tıbbi atık dahi nehirlere yada toprağa dökülebiliyor, nükleer atığı nasıl denetleyecekler? Yinede bunlar beni doğa terapisi hayalimden vazgeçiremeyecek gibi. Şunun güzelliğine baksana bir..

Ormanın içinde, köyden biraz uzak.. İnsanlardan ne kadar uzak o kadar iyi. Kendimle,doğayla baş başa kalmak istiyorum. Yılın belirli zamanları gelip kafa dinlemek,boş boş oturmak,bahçemle uğraşmak,çayıra uzanıp bulutların geçişini izlemek.Şöminede yanan odunun çıtırtısınden bile zevk alan bir insanım ben. Bir video yüklemiştim geçen yaz köydeyken. Tam da kulübemizi yapmak istediğimiz araziden. Rüzgar estikçe o ormandan gelen sese hayran olmuştu herkes üstelik o dijital bir ortamdan çıkarken ben tam göbeğindeydim. Uzun süre oğlum çiçek toplayıp, kelebek kovalarken ben o sesi dinledim. Doğadaki son Çocuk kitabında diyor ki; "Doğanın sevinç duygusuyla ve dinlenmeyle olan ilişkisi yadsınıyor." 
  Buraya harcayacağım parayı çocuğumun eğitimine yada bankaya tasarrufa atmamı yada kaç değişik ülke gezebileceğimi akıl verenler var. Kaç yaşına kadar yaşayacağımın yada hayatın bana neler getireceğinin garantisi yok. Şuan yaşıyorum ve azda olsa imkanım varken bunu kendimi ve ailemi ziyadesiyle mutlu edeceğine inandığım şeye yatırmak istiyorum.Eşim içinde yaşadığımız durumda bunun bize şifa sağlayacağına inanıyor. Berkay'ın dikkat dağınıklığına ,teşhisi konmayan ama bizim gözlemlediğimiz ve takip ettiğimiz, iyi gelebilir. Çocuk orada daha huzurlu. Üstelik odaklanabiliyor,keşfediyor,öğreniyor,bilişsel yetileri gelişiyor,avunuyor.Kendini avutabiliyor! Evde olsam yada işte hiç bir şey yapmayıp yinede huzurlu olamıyorum ama burası öyle değil. Yazlıkta öyle değil gerçi ama denizde insan çok oluyo, orman ise öyle değil. Dağ havası ve koşulları herkese uygun değil, çok şükür.

Çocuklarımız artık ne kendi dolaysız deneyimlerinden Doğa’nın Büyük Kitabı’nı okumayı, ne de gezegenin mevsimsel dönüşümleriyle yaratıcı şekilde etkileşime girmeyi öğrenirler. Kullandıkları suyun nereden geldiğini ve nereye gittiğini pek azı biliyor. İnsani kutlamalarımız göklerin büyük ayiniyle uyumlu değil artık.” WENDELL BERRY


Şimdi arazimiz var fakat henüz üzerine bir şey yapacak imkanımız yok yine de bazen gidip orada vakit geçirmeyi seviyoruz. Olmadı eski bir konteyner satın alıp onu dekore ederim,bu şekilde evlerde görüyorum küçük,sade ve hoş.Büyük camlardan ışığı ve sınırsız dağ manzarasını izlemek istiyorum. Bazen miskince oturmak bazen zorlayıcı aktiviteler yapmak,kitap okumak,mantar türlerini tanımaya çalışmak.. Bu bir şehir parkında yürümekten çok farklı bende bunu geç öğrendim. Özgürlük hissi,enerjinin artması ve uyku,erken kalkmayı sevmeyenler bile sabah erken vakitte öyle dinç uyanıyorsunuz ki harika hissettiriyor. Sadece düşüncesi bile öyle hoşuma gidiyor ki.
Hazır balkabağı, mantar ve armutların mevsimi gelmişken yola dökülmek lazımdı ama babam ameliyat oldu ve eşimin iki sene önceki rahatsızlığının belirtileri tekrar görülmeye başladı çok stresli bir dönem geçiriyoruz ya ergenlikte bu kadar sivilcem çıkmamıştı kendimi tanıyamıyorum.

Aaa bu arada Berkay kendi hayali için bu hafta itibariyle para biriktirmeye başladı.Harçlıklarıyla oyuncak falan almıyor,kurabiye ve erişte yapıp teyzelerine,ananeye,konu komşuya falan satış yapacakmış:)) Eski yada artık kullanmadığı oyuncak,kitap yada kıyafetlerimi satalım dedi artık letgo yada tutumluanne'ye falan koyarım bende.  Hedef Svalbard !     
Harika bir belgesel izledik ondan da vakit bulunca bahsedeceğim Berkay'a hayali için ilham veren o oldu.Tabi harekete geçmek ve ona destek olmak için banada ilham oldu.Neyse artık ben kaçtım taşınıyoruz bir sürü işimiz var mini bir mola vereyim dedim.


17 Ekim 2018 Çarşamba

Sorun Brokoli de Değilmişşş !


   Sorun brokolide değil bende demiştim ya daha önce işte arada neler yapıyoruz, yeme düzenimiz nasıl gidiyor bahsetmek istedim. İceoğlan geçen gün bana dedi ki "eline sağlık anne yemekler güzelmiş ama bezelyeyi sevmiyorum, yine de biraz yedim, çünkü değişik şeyler denemek güzeldir." Demek ki reddetme modellerinden birini bozabilmişim,gerçeten çok mutlu olduğum bir andı.Tabi ki yemediği şeyler var ama olsun,bende her şeyi yemiyorum sonuçta.. Bazı şeyleriyle dil ucuyla,yalayarak yada koklayarak deniyor. Ama o mandalinayı emip emip posasını tabağa çıkarması beni maf ediyor böykkk:( 

  Berkay yaklaşık bir aydır (bebekliğinden sonra) tekrar brokoli ve karnabahar yemeye başladı. Ama işte gel gör ki nasıl yiyor. Vallahi utanıyorum söylemeye ama "gaz bombası" olacakmış diye, kahkahalar atarak hüpletiyor ama sadece bol limonlu ve zeytinyağlı halini. Sarımsak acıymış sevmiyor. İki yemek kaşığı kadar tüketiyor, bir yandan da "hahahah bugün tam bir gaz bombası olucam hihihi" diyor. Bende gülüyorum "offf yandık yaa, kapıları kitlicem, gece benim yanıma gelme diye,böykkkk" diye cesaretlendiriyorum. Kendimden utanıyorum evet ama pişman değilim:) Bir arkadaşım var "ay bunu senden hiç beklemezdim" dedi. Ne yapayım peki? En azından zorla değil gülerek ve severek tüketiyor. Yalan da değil yani bildiğin gaz bombası:)) Ayıp ayıp, kocca kadın çocuğunu nasıl teşvik ediyor diyebilirsiniz tabi ama napim a dostlar? 


   Çocukların dillerindeki tat hafızasının ilk 5 yılda geliştiğini okumuştum özellikle ilk 3 yıl kritik önem taşıyormuş. Bende her gıdayı değişik formlarda ve belli aralıklarla tekrar ederek ona sundum. En azından tabağında her zaman bir iki çeşit renkte sebze olması gerektiğini bir süre sonra kabul etti.Zorlamayınca ve mutfakta benimle yemek yapmaya teşvik edince yaptıklarımızdan tatmaya kendi gönüllü oldu. Tatmayı istemesi bile gerçekten güzeldi."Yutmak zorunda değilsin ama bir tadına bakmalısın". Sebzeleri yıkamak,kesmek, kokusunu alması,hissetmesi ve sürece dahil olmasının ben faydasını gördüm. Balkonda saksılarda biber,nane,salatalık gibi sebzelerimiz var yada köy de bahçede daha çok ilgilenip suladığı,baktığı ağaçları,bitkileri var. Dikkat ettimde tohumunu ekip,sulayıp ilgilendiği şeylere karşı daha ilgili. Naneleri kopartıp kopartıp ağzına atıyor mesela.Salatalıkları dalından çekip alıyor ve üstüne sildiği gibi kütür kütür yiyor:) Hatta daha önce burada yayımlamıştım ev yapımı ranch sos yapmıştım onunla havuç vs yiyebiliyoruz bazen. Bu tarz soslar da bazen teşvik edici olabiliyor. Yani ben teşvik etmek adına baya uğraştım diyebilirim.

  Her şeyden önemlisi de "çok sağlıklı,faydalı,yararlı" gibi kelimeleri sık kullanmadığımı belirtmiştim. Çünkü pozitif anlamları olsa bile, cümle içinde kullanış şeklimiz sebebiyle ve sürekli tekrar ediyor oluşumuzdan dolayı olumlu anlamlarını kaybediyorlar. Bizim içinde öyle değil mi diyetteyken ki halinizi düşünün mesela daha çok yiyemediklerinize odaklanıyorsunuz değil mi? Yoksunluk hissi kötü hissettiriyor tabi.. Çocuklara dönersek "Bak bu senin boyunu uzatır yavrucuğum" cümlesi belli bir yaş grubunda ki çocukların ilgisini hiç çekmiyor canım. Çünkü uzun vadeler umurlarında değil, kısa vadeli sonuca bakıyorlar.Baktı ki uzamıyor ıhhh umursamıyor. Hem kabul edelim çoğu sebzenin tadı pek iştahla yenilecek şekilde değil üstelik gaz yapıyorlar.Kale,brüksel lahanası gibi aşırı gaz yapan şeyleri vermiyorum ben mesela.Zaten o nasıl bir kokudur yahu.. Ben daha çok kereviz,kabak,enginar ve aslında her çeşit ota bayılırım. Çocukken annem çok zorladığı için tükürür yada kusarmışım fakat doktor zorlamasıyla beni rahat bırakmasından bir kaç ay sonra yemekle aram düzelmiş, o zamandan beride hiç bozulmadı zaten:) 
  Yani zorlama,kavga yada tehdit/rüşvet bir işe yaramıyor yada kısa sürede günü kurtarıyor. Ayrıca rüşvet sunulan gıdanın itibarını kaybettiğini düşünüyorum."Bu yenilecek gibi değil ama yersen dondurma alırız" mesajını verince onlarda "demek ki zor yenilen bir şey ki karşılığında ödül var" diye düşünüyorlardır. Bu da çocuktan değil bizden kaynaklı bir yeme sorunu oluyor. Suçlu yine biziz yani canım.
 Yemekler hakkında konuşmayı denedim bir kaç kez.Mesela spor yapmayı çok sevdiği için tahıl grubunun enerji verdiğini,proteinlerin kas yapmasına ve güçlenmesine yardımcı olacağını söyledim.Hatta hastayken yada biz hastayken işte portakaldı,kiviydi ne bileyim nar vs gibi şeylerin içindeki c vitamini iyileştirir,ishal olunca yada kabız oluncacanın yanıyor karnın ağrıyor ama işte muz yada elma,armut gibi şeyler bunlara iyi geliyor gibi konuşuyoruz. Aslında biz herşeyi konuştuğumuz için bu bana normal geliyor yoksa her çocuğun ilgisini çekecek bir konuşma değil:)) Hurma,çiğ ceviz/fındık/badem gibi şeyleri evde hep bulunduruyorum kutu oyunları oynarken sunuyorum mesela eğlenceli vakit geçirirken iyi gidiyor.Hatta yer fıstığı ayıklamak baya eğlenceli oluyor ama etrafı batırması beni geriyor:) Ama bu sene 10kg taze fasulyeyi babasıyla beraber ayıklayıp,kılçıklarını falan temizlediler (berkayın katkısı genelde saplarını kırmak oldu ama olsun) buradan kendilerine teşekkür ediyorum:) 

  Ben en çok ıspanak üzerinde niye bu kadar ısrar var asıl onu anlayamıyorum. Ispanak yemeyen çocuk niye bu kadar dert ediliyor? Onun yerine pazı var mesela. Okulda söyledim mesela öğretmenine "ıspanak yemeyebilir bunun için zorlamayın lütfen". Çünkü çocuk soruyor ve bende ona yalan söylemiyorum, ıspanağın bir yararı yok yani varsa da kilolarca yemek lazım.Çocuk boş yere kendini bunun için zorlamasın. Yinede yediriyorlar galiba geçen gün şikayet ediyordu çünkü. Ay birde çok bilinen ama aslında demir miktarını azaltan ıspanakla yoğurt yemek var.Bazı gıdalar beraber alındıkları yiyecek yada içeceklerle etkisini attırıyor yada azaltıyor.İlk ek gıda döneminde buna çok dikkat etmiştim ama şimdi çok dert etmiyorum yalan söylemeyeyim. 


   Okuldan gelen yemek listesine çok dikkat ediyorum çünkü öğlen yediğini akşam istemediği için hem okulda, hem evde aynı yemek olduğunda sinirleniyor(!) Evet bir gün yediğini ertesi gün yemeyi sevmiyor. Hatta bir gün aynen şöyle dedi "acaba üşendin mi yoksa gezmelerden mi geldin de aynı yemeği yiyoruz biz anne!? he anne?" Yengem o sırada evdeydi kadın hala anlatıyor bu anısını:)) Aa bu arada salata konusunda biraz seçici gerçi soğan banada dokunduğu için çok sevsemde eklemiyorum.Mevsime göre salatasının içeriğine kendi karar veriyor,bende izin veriyorum.Turpları bir çok deneme sonrası dışı beyaz içi pembe olanını sevdiğine karar verdi buna biraz havuç ve kıvıcık ekleyip yağ,limon ve tuzla yiyor.Havuç gibi sert gıdaları tüketmesine diş doktoru da teşvik ediyor. Hem meyve ve sebzelerin farklı formlarda,sıcaklıklarda servis edilmesi çocukların daha olgun bir damak tadına sahip olmasını sağlıyor. Kurutulmuş,konservesi yapılmı,püre yada sıcak soğuk,buharda pişmiş gibi..

  Kötü anlaşmazlıklar ve başarısız biten anlaşmalar sonrası "sağlıklı" yiyeceklerle barış yapmak.. Var mısınız? Önce şu "ama sağlıklıııı" lafını bırakarak tabi. Kelimelerin gücü önemli! Sağlıklı demek bizim toplululumuzda maalesef  "tatsız, tuzsuz, yağsız, berbat" ile eş değer. Çocuk yada sebze sevmeyen bir yetişkin daha "sağlıklı" lafını duyduğu anda olumsuza kodlanıyor. O yüzden bu ifadeyi bırakıyoruz. Ben bıraktım bile."ayy çok lezzetli ham hum" la da çocuk mu kandırıyorsunuz siz:) Küçük ve sevimliler evet ama safta değiller! 

Reklamlar ve dizilerin bu sebze sevmemeyi doğal birşeymiş gibi lanse etmesinden de şikayetçiyim ayrıca. Ben bu durumdan gerçekten çok rahatsızım yani sebze yemeyen çocuğu üstelik kereviz yada işte kabak vs gibi özellikle adını vererek hatta o sırada çocuğun ekşimiş surat ifadesinide göstererek, işte bunu ketçapla yemek çok eğlenceli, şunla tüketmek çok lezzetli gibi lanse edilmesi aslında doğru değil. Son zamanlarda annelerin çok güzel bir imza kampanyası oldu hatta her türlü sosyal mecrada yayımlandı ama sanırım sonuç vermeyecek. Hani şu giyim mağazaları yada kitap evlerinde satılmasını istemediğimiz jelibon,şeker vs gibi saçma sapan şeylerle ilgili. Şimdi birde makarna makinamız var marcato 150 model ve inanılmaz eğlenceli oluyor uğraşmak. Bir iki tarif deneyelim bakalım tutarsa buradan da paylaşırım artık.


  















15 Ekim 2018 Pazartesi

Hak Ettiğimiz Yer

  Dünya'nın en önemli dergilerinden biri TİME, anne babaların evlatları arasında ayrımcılık yaptığını ortaya koyan bir araştırma yayınlamış bu sabah sosyal medyada denk geldim.Aslında uzun süre önce yayımlanmış ama ben yeni okudum:) Dergi editörlerinden J.Kluger "ayrımcılıkta kardeş etkisi" isimli kitabında ebeveynlerin %95 nin bir çocuğuna daha düşkün olduğunu geri kalan %5 inde yalan söylediğini öne sürüyor. Her anne-baba 
çocukları arasında birinin davranışlarını daha çok onaylama ve beğenme güdüsüne sahipmiş.Daha sonra bazı oranlar,cinsiyetlere ,yaşlara,ilk yada ortanca çocuk olmaya göre bazı istatistikler var. Mesela küçük çocuğa her zaman pozitif bir ayrımcılık vardır ve bu normal tabi.Bence çocukların ne kadar küçük oldukları ve karşıklı sevgi süreci o "aaa asla çocuk ayırt etmiyorum" lar çocuklar büyüdükçe,araya mesafeler,ilişkiler vs girdikçe mutlaka değişiyor ve biri diğerine göre öne geçiyor.
Tabi bu benim kendi tecrübelerimden yola çıktığım bir sonuç.. 
Bende dün akşam Berkay'ın yaşıtı bir arkadaşının doğumgününden döndükten sonra bunları yazmıştım..
Çocuğun kardeşi oldu, başka kardeşleri olan yaşıtları çocuklar vardı,onların aralarında konuşmaları,bebeklere çocukların ilgisi vs beni biraz düşündürdü.
  

Şimdi bakıyorum da bu tatlı oğlan benim hayatıma sihirli bir değnekle dokunmuş gibi. Hayatım tamamen olumlu anlamda değişti diyebilirim. Sanki beni büyütüyor, daha iyi ve anlayışlı bir insan olmamı sağlıyor. Koşulsuz sevmeyi öğretiyor, daha büyük bir kalbe sahip olmayı.. Oğlumun babasına da ayrıca teşekkür ediyorum. Bana anne sevgisini tattırdığı, anneliği deneyimleyebilme cesaretini verdiği için. "Benden başka bir benin yaratılışında çok önemli bir rolü var" diye bir ifade okumuştum loğusayken ve aklımda aynen olduğu gibi kalmış. Çünkü bende tam olarak böyle düşünüyorum.Bana miniğimi hediye ettin.Benim rehberim o...Bunu biliyorum. 

  Oğlumu yetiştirirken varlıkları ile maddi/manevi beni destekleyen&desteklemeyen aile yakınlarıma da teşekkür ediyorum. Berkay büyüdükçe çok şey değişti. Çünkü artık sadece duygularımı hissetmekle kalmıyor beni anlıyor. Göz göze geldiğimiz her an gülümsüyor ki bu çok kişinin dikkatini çekmiş "nasıl sevgi dolu" diyorlar. Gerçektende çok sosyal ve sevgi dolu bir çocuk. Benim için "7 cihanla barışık,geveze,babacı,huysuz,sürekli hareket halinde" diyor tanıyanlar.

  Benim jenerasyonumda çoğu anne yada baba "ben annem/babam gibi olmayacağım" der ama bazısı olumlu bazısı olumsuz manada kullanır. Sonunda öyle oluyor mu bilemiyorum ne kadar kaçtıkça bazı şeylere o kadar yaklaşıyorsun ama hayır, ben her aradığında orada olacağım! Yalnız olmadığını ve çok sevildiğini bilsin istiyorum. Çokta seviyorum. Bazen oyun sırasında yanaşıp ensesinden öpüyorum oynadığı oyunu kesmeden "bende seni çok seviyorum annecim" diyor. Bir gün durduk yere ağlamaya başlamıştı. ve normalde ağlayan bir çocuk olmadığı için telaşlandım "ne oldu bir yerin mi ağrıyor,bir şey mi var" diyor bir yandan sağına soluna bakıyorumdum. "Hayır canım yanmıyor yani bilmiyorum, sadece hissediyorum, gözümden yaşlar geliyor, sizi çok sevdiğim için anne" dedi. Gördüğüm annelik dışında ona birşey veremem korkularım o an yok oldu.
  Annemle birbirimize doğru adım atabilelim diye iki senedir çok uğraştım. Ben kendi yanlışlarımı kabul ettiğimi falan söyledim, bana neylerin dokunduğunu söyledim ama o hiç bir şekilde kabul etmiyor. Hep doğru yaptığını ve neden şimdi daha yakın olmak istediğimi anlamadığını söyledi. "Ben kesinlikle hep sevgi doluydum,sen sonradan tuhaflaştın soğudun,kardeşini çok kıskandın zaten kıskanç bir insansın" diyor mesela..üstelik ben sakin şekilde sorunlarımızı çözmek için uğraşırken. "Kimi kıskandığımı gördün, yani bir sürü güzel olmayan huya sahip olabilirim ama kıskançlık bunlardan biri değil" diyorum o zaman "benim yakın olduklarımı sürekli söylüyorsun,kardeşini kıskanıyorsun" diyor.Peki diyorum verdiğin örneklerdeki tek ortak payda sensin farkında mısın? Tabi cevap yok.. 
 Kardeş travması ve kardeş kıskançlığı çok karıştırılıyor. Bende artık gerçek manada bıraktım. Görüşüyorum tabi çünkü oğlum büyük annelerin ve dedelerin sevgisinden mahrum kalsın istemem ama öylesine ve çok az görüşüyorum. O hala oğluyla,kocasıyla,işiyle,hayatla olan dertlerini anlatıyor.. Ben daha önce anlatmaya kalktıklarımdan cevabımı aldığım için genelde destekleyici olmayı seçiyorum. Ona yetmediğinin farkındayım ve bu durumun benim için yük olduğununda o farkında. Kardeşimleyse aramda hiç bir sorun yok, ikimizde hayatlarımızı yaşıyor olduğu kadar görüşüyoruz. Hatta o bile bazen annemin bu davranışlarından rahatsız oluyor, böyle konular açıldığında bana bakışını annem bir fark etse. İçimdeki annelik ile barış içindeyim, hep öyleydi. Ama hamileyken bu yüzden çocuğumla (yada fetüsle diyelim) bağ kuramamış, doğduktan sonra olacaklar ile ilgili hep korku yaşamıştım. İkinci çocuğu istemeyişimin altında en çok bu neden yatıyor, sonra ülkedeki durumdan kaynaklı maddi nedenler(tüm suçuda ona atamam). Eşit davranamamak ,birini kayırırsam ki evet evlat çoğaldıkça sevgi çoğalıyor olabilir ama genelde çoğu kişide çocuk ayrımı yapıldığını görüyorum ki buna birinci elden şahidim..Yapamam.

  Ama artık hikaye benimle ilgili,eşim ve oğlumla yaşadıklarımla ilgili, dışarıdakiyle değil.. Bazen benimde oğlum gibi ,tam nedenini anlayamadığım şekilde gözlerimden yaşlar geliyor ama huzurluyum..artık. Bir süredir. Şükür edecek şeylere yoğunlaşıyorum sahip olamadıklarımdansa. Eksikliğini hissettiğim şeyleri farklı yollarda kapatmaya çalışmak yerine bu duygunun nedenine inip kendimi tamamlayabilmeye, olmadığı yerde çokta zorlamamaya başladım. Bu yaşa kadar bunları düşündükçe içimde biriken bir öfke ile boş yere baş etmiş, yok yere bu olumsuz duygularla yaşamışım diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bunuda yol gösterici aramayı bırakıp kendime dönünce fark ettim. Tamam biliyorum baya geç oldu ama oldu,olmaya çalışıyor. Uzun süredir çok daha iyiyim. Bu kendi kendime olmadı tabi izlediğim bazı şeylerden,kohn yada grille'nin kitaplarından,gestalt terapi ile ilgili videolardan,ne bileyim ışık olabilecek çoğu şeyden. Hayatımdaki herkesin varlığı için iyi ki diyebiliyorum, sonuçta beni ben yaptınız. Ama beni en çok oğlum tamamladı, hiç yaşamadığım bir sevgiyle doldurdu ve nasıl olduğunu anlayamadığım şekilde de artıyor. Ne zaman umutsuzlansam o minik eller yanaklarıma dokununca sırtım dikleşiyor. Tam manasıyla varlığıma sevgisiyle dokunuyor. 


  Yeni bir kitaba başladım Anne'nin Duygusal Yokluğu/ The Emotionally Absent Mother. kapağındaki “anne oradayken bile her şeyi eksik olan, bir şekilde ayakta kalmış o annesiz çocuğa… bu kitap senin için.” şeklindeki ithafını okuyunca hemen kitabı aldım.

“İyileşme süreci hiç bitmez, ama acı bitebilir ve annesiz gibi hissetme duygusu tamamen ortadan kalkabilir. İyileşmenin hiç bitmemesinin nedeni sürekli değişiyor olmamızdır. Bir kez geçmişe bağlı kalmaktan kurtulunca, kısacık bir zaman aralığı bile bakış açımızı değiştirir.”



Bu Özgüven mi?

  Kimi zaman daha doğrusu çoğu zaman bir insan yetistirmenin, çocuk yapmaktan çok daha önemli oldugunun farkında degiliz.

  Timothy Green'in sıradışı yaşamı filminde bir sahne var.. Çocukları olmayan bu çift bir kutuya koydukları,çocukları olsa nasıl olmasını isterlerdi diye düşündüklerini yazdıkları kağıtları alıp gömüyor ve akşam topraktan inanılmaz tatlı bir çocuk çıkıyor ve hikaye başlıyor. Benim hoşuma giden kısım ise bu videodaki ve çocuğun maçta gole gittiği bölüm. Kadının bir kız kardeşi var,böyle herşeyi kıyaslayan, kibirli ve çocuklarının başarıları üstünden prim yapmaya çalışan biri. Bu sahnede de kendi çocuklarını bir örnek giydirmiş onlar piyano çalıyor falan anne kasıntı bir halde "hadi" diyor "seninkini görelim". Çocuk annesi endişe etsede ortaya çıkıyor ve insanları neşelendiriyor. Evet o bir rock star değil ama insanları eğlendirebilen biri. 

Sahneyi izleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız ve arkasından paylaştığım da bu sene sosyal medyada sıkça paylaşılan ve büyük tartışmalara yol açan aşağıdaki video. 

Yani o çocuğu oraya tek çıkabilme özgüveni ve cesaretini gösterdiği için tebrik etsem de orada ona eşlik etmeyen öncelikle öğretmeni sonrada annesini kınıyorum!!! Yani gerçek düşüncelerimi siber zorba olmamak adına kendimde saklı tutuyorum ama çok acı dolu,üzüntü verici bir sahne değil mi? Yoksa ben mi çok takıyorum acaba ya..

10 Ekim 2018 Çarşamba

Beşiktaş Deniz Müzesi



  Geçen ay Berkay ile 4 müze gezdik biride Beşiktaş Deniz Müzesiydi. Bazen İstanbulda turist gibi gezmeyi seviyorum.

Buradan çıkıncada Dolmabahçe'nin harika atmosferinde yürüyüp stadımızın önüne vardık ve tabiki sıradaki durak Beşiktaş Müzesiydi ama daha çok ilgisini çeken stadın içini görmek olduğu için biz şeref turuna çıkmayı tercih ettik.

 Çocuklar için çok daha eğleceli olduğu kesin ve düşündüğümün aksine baya talepte olan bir etkinlikmiş,yabancı turistler bile vardı. Soyunma odaları,kupalar,localar,yedek klubeleri vs derken stadın her yerine girmek ayrıcalıkla ve eğlenceliydi.
Aslında buradan da çıkınca Küçükçiftlik Parkta ki kahve şenliğine gidecektik ama önündeki aşırı kalabalığı görünce vazgeçtik bunun yerine motorla karşıya geçip boğaz havasıyla iyice açıkıp yorulan minnağı Kadıköy'de her daim gittiğimiz balıkçıya götürdük. Bazen İstanbul'da tursit gibi gezmek çok eğlenceli oluyor.Bu şekilde daha önce Eminönü,Kapalı Çarşı vs de yapmıştık.Sırada Balat,Kız Kulesi ve saraylar var ve tabiki çocukların en çok ilgisini çeken sarnıçlar..Yaşı tutsa İstanbul muhafızları gezisinede katılmasını isterdim.
  Maalesef ülkemizdeki müze kültürü hatta sanatın hiç bir alanında çocuklar düşünülmediği için yurt dışında gezip gördüğünüz tarzda interaktif, kapsamlı ve içinde çocukların gezdiği müzeler bulmanız çok zor. Koç yada Sabancı gibi özeldeki müzelerde hem çocuklara yönelik etkinlikler oluyor,hemde kalıcı eserlerin dışında dönemsel güzel sergiler oluyor haliyle buraları gezmek daha eğlenceli. Özellikle Koç Müzesi tam çocuklara hitap edecek türden. En kısa zamanda da orayı gezeceğiz.

  Deniz Müzesine ulaşım çok basit çünkü otobüsten yada vapurdan indiğiniz anda karşınızdaki meydan da bulunuyor.Yanında sırasıyla Milli Saraylar Müzesi ve Resim Müzesi de bulunmakta. Devam edip Dolmabahçeden Atamızın fotoğraflarıyla süslü yoldan yürüdüğünüzde 5 dk içinde Dolmabahçe'nin o muhteşem kapısına varıyorsunuz ve hemen karşınızda da KaraKartal'ın stadı yükseliyor. Biz eğer hava güzelse buradan Karaköy'e kadar bile yürüyoruz oradaki mekanlardan birinde dinlenip sonra Galata'ya kadar ulaşabiliyorsunuz. Oradan da ver elini Eminönü. İki günde yürüyerek tarihi yarım ada turu yapmak isteyenler için başvuruları alayım:) Şaka bir yana İstanbul da yaşayıp hala buraları görmeyen yada hakkıyla gezmeyen çok insan var.


  Deniz müzesine dönecek olursak burası ülkemizde kurulan ilk askeri müze ve Osmanlıdan günümüze denizciliğin nasıl geliştiğyle ilgili oldukça kapsamlı bilgiler mevcut.Özellikle o ilk dalgıç kıyafetleri olan bölüm atmosferinide etkisiyle ilgi çekiciydi.Beni en çok gemi battı şamandırası ve tabiki Atamın odası etkiledi.

Kıbrıs şehitlerini vs geçipte en son Dumlupınarı görünce artık gözümden yaşlar geldi. İlk duyduğumdan sonra hiç unutamadığım o ses kaydı "konuşabilirler,türkü söyleyebilirler ve isterlerse sigarada içebilirler.." ve karşıdan gelen kabullenmiş o ses "vatan sağolsun! ah bir ataş ver..." Mekanları cennet olsun umarım haklarını bize helal ederler.

  Eski dalgıçların ayakkabıları Berkay'ı çok güldürdü.Şimdi ki vucudu saran kıyafetleri ve snorkelleri düşününce oldukça tuhaf göründü sanırım.Pek sevgili ecdadın zevk_i safa sürdüğü onlarca kayık,kadırga vs dönemin ihtişamını anlamaya yetiyor.. Bir yanda da savaş zamanı mühimmat taşınan kayıklar,gemi battı şamandıraları.. Aslında kürek çeken otomatlar vs yapılabilirdi çocukların ilgisini böyle şeyler daha çok çekiyor.

Giriş çocuklara ücretsiz, müze kart geçmiyor (zaten neredeyse hiç bir yerde geçmiyor) ,bilet ücreti 8,5 tl. İçeride güzel de bir cafesi ve hediyelik eşya bakılabilecek bir dükkanı var. Farklı dil seçenekleri ile sesli rehber mevcut. Haftaiçi 09.00-17.00 arası haftasonu ise 10.00-18.00 saatleri arasında açık. Çok rahat 2-3 saatinizi alır gezmek. Çocuklar için havadar ve ferah bir mekan olduğu için oradan oraya koşup gemilerin arasında dolaşmak gördüğüm kadarıyla baya eğlenceliydi:) 









Erfelek Şelaleleri Gezisi


   Bir önceki yazıda bahsettiğim Erfelek şelaleleri burası.Aslında Tatlıca Şelaleleri olarakta geçiyor. Yine tabelalar ile bulunması zor olduğu için konum açarak gitmeniz gereken bir doğa harikası daha. Üstelik yaklaşık 20-25 sene kadar önce keşfedilmiş! Doğaya karşı farkındalığın ne kadar az olduğunu, doğal kaynakların ise nasıl sorumsuzca kirletildiğini görmek istiyorsanız doğru yerdesiniz.

 Dışarıdan bakıldığında müthiş güzellikte bir yer. Yazın en sıcak günlerinde bile serin,suyun rengi turkuaz ve yeşilin 15485 tonunda. Kendiliğinden oluşmuş doğal yürüyüş ve tırmanma parkurları, basamaklar şeklinde yükselen irili ufaklı toplam 28 şelaleden oluşan bu alanın uzunluğu 2 km kadar ama her şelalenin tırmanma zorluğu farklı. Çoğunda tırmanmaya yardımcı halatlar mevcut fakat hemen yan tarafında ahşap yürüyüş patikasıda yapılmış ama oradan çıkıpta bu güzelliğin her anını tadamazsınız benden söylemesi. Orası genelde gördüğü her yere sadece "görmüş" olmak için gelen selfie delisi insanlar yada soğuk sular ve keskin kayaların arasından yürümekte zorlananlar için. Ayrıca Berkay dahil bir sürü çocuk tırmanıyordu, yani biraz totodan iteklemek kimi zamanda yukarı doğru elinden kolundan çekmek gerekiyor ama olsun:) Çok keyifli.


Yakınma konusu 2; dağ başında üstelik göletlerin, şelalerin olduğu bir yere insan upuzun elbiseler yada topuklu ayakkabılar ile gelir mi? Hadi geldin en azından oralardan inatla tırmanmaya çalışıp arkanda kuyruklar oluşturman ne kadar normal? Kısaca ziyaret edecekseniz haftasonu yada bayramlarda uzak durun derim ki böyle güzel bir yerde sinir krizleri yaşamayın. Daha sonra sosyal medyada da bu şikayetleri çok gördüm,yani tek sorun yaşayan ben değilim. Maalesef bu yerlere gelen insanların çoğunluğu bilinçsiz. Her yerde etrafı saran yoğun mangal dumanın yanı sıra çöp kutuları olmasına rağmen olduğu yere bırakılan onlarca poşet çöp benim gibileri tabiki rahatsız ediyor. Şelalenin tepesinde ulaşılması zor yerlerde dahi o eşsiz renkteki suya atılmış sigara izmaritleri ,lcw poşetleri ve pet şişeler.. Gerçekten yazık böylesine güzel bir ülkeyi el birliği ile kirletiyor ve kıymetini bilmiyoruz.

  Burası sonbaharda ayrı güzellikte ve hava daha soğuk olduğu için ziyaretçileri de genelde doğa tutkunları oluyor. İşte o zaman keyfile yürüyüşünüzü tamamlayabilirsiniz. Çok değişik şekillerde ağaçlar ve kendine has bir bitki florası var. Öylece koştur koştur geçmediğinizde tüm bu güzellikleri fark edebilir ,minik su birikintilerinde ki yavru kurbağaları izleyebilirsiniz Biz bu sefer yılan,kaplumbağa,bolca kurbağa ve atmaca dahi gördük! Suyun soğukluğu,tırmanmaya çalışırken ıslak kaylardan kaymak,her köşeyi geçip her tepecikten tırmanında "aman tanrım daha güzeli olamaz herhalde" dedirten cinsten konuşmalar,halatlarda sallanmak,yürümekten yorulmamak,temiz hava..

İnstagram profilime bu geziden kalan fotoğrafları sabitledim eğer isterseniz oradan daha çok fotoğrafa ulaşabilirsiniz.











9 Ekim 2018 Salı

Türkiye'nin Enn Kuzeyi; İnceburun Feneri

    
    Son Sinop gezimizde Berkay'ı kuş bakışı fotoğraflarıyla meşhur şahin tepesine (ki boş yere gitmeyin beton binalardan o güzel manzara kapanmış)hani şu klasik Sinop fotoğraflarının olduğu yer, Tatlıca şelalelerine, limana ve İnce Burun Fenerine götürdük. En çok sevdiği yer şelaleler oldu ama fenerin olduğu noktada ülkenin en kuzeyinde olmak onu heyecanlandırdı.
Bizim için büyük bir olay olmasa da küçük bir çocuk için kısa süreliğine de olsa haritada onca insanın tepesinde olmak büyük bir maceraydı:) 
 -Şimdi ben herkesin üstünde miyim?
-Evet annecim
-Herkesin en tepesinde ben varım!
-He annem hepimizin paşasısın:))) (temam bir daha siyasi dokundurma yok)
-Peki dünyanın en kuzeyi neresi? Oraya da gidebilir miyiz? Gidelim miiiii?
-Bakarız ama oralar çok soğuk ve her zaman ziyaret edilmiyor sanırım.
-Çok mu para lazım gitmek için? (hay realistliğini seveyim çocuk)
-Evet ve uygun kıyafetler edinmek de lazım.Belki bir gün kuzey ışıklarını izlemeye gideriz he daha güzel olmaz mı?
-Kuzey ışıkları nasıl öyle oluyor anne?
-Denizi izlesene sen! 

  Eve gidene kadar zilyon tane kuzey diyarları sorusuyla beynim yandı ama olsun çok güzeldi. Yol Sinop merkezden Akliman'a doğru yaklaşık 15-20 dk sürüyor. Yolda sağ olsunlar tabela falan yok, gerçi yol demeyede bin şahit ister ama sonundaki manzaraya değer.

 Sarıkum tarafına dönünce yolun sonu birkaç köyden geçtikten sonra fenere varıyor. Yolunuzun üzerinde bir tabiat harikası olan Hamsilos da bulunuyor. Üzerine tık tık piiliz ve hemen sitesinden fotoğraflara ve gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer yaz mevsiminde ziyaret ediyorsanız yol boyu Sinop Karpuzu satan yerler var. Sinop karpuzu meşhurmuş meğer bizde yeni öğrendik, minicik ve çok sulular. Aslında bu mekanlar dışında yol boyu içeri doğru kıvrılan yollara öylesine dalınca gerçekten büyüleyici deniz veya orman manzaralarıyla başbaşa kalıyorsunuz. Cesur olun yahu,emin olun karşılığını alırsınız. O kadar çok ıssız koy var ki,yumuşacık kumlarda yürüyüp taşlar toplayıp,gönlünüzce piknik yapabilirsiniz. Veee oralara gidipte mantar,karalahana sarması ve keşkek yemeden de dönmeyin lütfen.