19 Haziran 2018 Salı

Makinelerin Yükselişi


      Bir kaç ay önce köye babaannesine gittiğimizde Berkay banyoya girmişti o tam tuvaletini yaparken çamaşır makinesi sıkma moduna girmiş ve kadın artık nasıl tıka basa doldurduysa içini zangır zangır titremeye başlamış.Çocuğumun şansına sen altındaki ayak kırıl bunun üzerine doğru gel.. Çığlıklar gelmeye başlayınca koştuk bir baktık ki çocuk altı çıplak çıkmış kaçıyor. Orada kaldığımız bir kaç gün tuvaletini bahçeye falan yaptı:) Ne yapayım bir türlü ikna edemedik. Kadın da üzüldü ama "sen erkeksin,erkekler ağlamaz" dediği anda asfalyalarımı arttırdı. Çocuk daha beter tepki veriyor " ben erkek değilim ben daha çocuğum sen niye anlamıyorsun,istemiyorum işte" diye. 
   O günden beri makine çalıştığında artık banyoya tek giremiyor. Tuvaleti varsa tutuyor,elini yıkamaya bile bizle gidiyor. Neler denedim ama ikna edemedim. Artık gerçekten yoruldum o yüzden o gelmeden yada uyuduğunda çalıştırıyorum makineyi. Yine boşaltmaya bana yardıma geliyor ama mesela fişte takılıysa hemen uyarıyor "anne fişten çek çalışmasın kendi kendine,sakın bozulmasın" , "anne bozulursa yürü dimi makine" hatta banyodayken göz ucuyla makineye bakıp " canım çamaşır makinem ben onu çok seviyorum o bozulmasın,yürümesin hiç". Ay güleyim mi ağlayayım mı artık şaşırdım.

Evde geri kalan elektronik eşyalara karşı bir korkusu yok ama sanırım o gün yaşadığı şeyi atlatamadı, bende düzgün destek veremedim:( Babasında söylüyorum ama anlamıyor "korkulacak ne var ki" diyor çocuğa sanki anladı el kadar çocuk. Saçma hikayeler,kıyaslamalar,ben hep böyle yaptımcılar.. Yahu tavsiye istiyorum evet ama sana akıl ver diyen olmadıkça neden çocuğa dönüp "aaa koca adam oldun sen bundan korkulur mu yahu" diyorsun. Sen evde tek kalamıyorsun ya bu yaşında, karanlık bir odaya girerken ışığı açıyorsun ya! Korkmanın yaşla ne alakası var ya ? Jurassic World izleyen bir çocuk bu,hayalet Avcıları hatta bazen Harry Potter bile.. Onca vampirli, kurt adamlı, hayaletli şeylere bayıl ama gel çamaşır makinesinden kork. Neyse artık gelir geçer herhalde, üstüne düşmemeyi seçiyorum artık.


Birde merak ediyorum şu fotoğraftaki gibi bir sürü çocuk var nasıl sığdılar bunlar oraya nasıl girdiler yahu? Bizimki bir göre bunları "makine çocuğu yutmuşşşşşşşş" der bir daha yanaşmaz herhalde:))))

18 Haziran 2018 Pazartesi

Şeftalili Yaz Keki


      Kahvaltı niyetine bir dilim hafif bir kek ve bir bardak demli çay seven?


Malzemeler

100grm oda sıcaklığında tereyağ
3 oda sıcaklığında yumurta
1 su bardağı toz şeker
1/4 su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı un
1 limonun kabuğu
1 paket vanilya
1 tatlı kaşığı kabartma tozu

Ben tarifte hep küçük kare borcam kullandıkları için aynen öyle devam ediyorum zaten küçük bir kapta yapılsa daha iyi çünkü az bir tarif.

Tereyağ,şeker ve yoğurdu iyice çırptıktan sonra yumurtaları teker teker ekliyoruz. Vanilya ve limon kabuğu rendesini de ekleyip un ve kabartma tozunu eleyerek ekliyoruz.Harcı yağlanmış kaba döktükten sonra (ben yağlı kağıt koyuyorum tabanına) meyveleri bastırmadan üstüne diziyoruz. 45-50' 180 derecelik fırında pişiyor.Basit bir kürdan testi yeterli:)

Dekor için soğuduğunda biraz pudra şekeri serpebilirsiniz.

Afiyet olsun.

6 Haziran 2018 Çarşamba

Çocuklar İçin Henri Matisse

   Bu yaşta bir çocuk olarak anlaşılabilir nedenlerden en çok Keith Haring ve Matisse'yi çok beğeniyor. Bundan bir kaç ay öncesine kadar eline kalem bile almayan çocuk bu aralar evdeki sanat kitaplarını karıştırıyor, gittiğimiz müzelerin broşürlerini inceliyor ve her gün 5dk bile olsa bir şeyler çizmek karalamak istiyor.
Ergen olsa diyeceğim kız falan tavlamaya çalışıyor:)) Bende geçenlerde İnstagramdan paylaşmıştım gerçek bir Pollock yada Kandinsky alamayabilirim ama oğluma çizdirip duvarıma asabilirim diye.


İşte geçen akşam yine kağıtlar, envai çeşit boyalar etrafa yayılmış ve kitaplar açılmıştı. Henüz makas ile çok iyi bir ilişkisi yok bu yüzden şekilleri pek iyi kesemiyor ve bazılarını bana yaptırıyor. Müzikte açıyoruz genelde Simply Three yada minnak ne seçerse. Zaten yanında biri olmazsa hiç bir oyunda uzun süre vakit geçiremiyor. Matisse'nin baya bir eserini inceledik, çocuklar için yapılmış mini belgeseline baktık ve Pinterestten "art project for kids" görsellerini inceledik ve çıktılar aldık.


Şekiller, kağıtlar,boncuklar ve çalışma alanınızın dışında tüm yayılmış malzemeler ile kolajlar yapıyoruz ve evin istediği yerine asıyoruz. Bu renkler birbirleriyle nasıl etkileşim kuruyor çocuklar değerlendirmeli. Etrafında oynamalı ve tatmin oluncaya kadar farklı farklı düzenlemeler denemeli. Vee en son beni bitiren kısım tutkal zamanı. Bu bölüm çocuklar ve yapıştırmaktan zevk alan tüm çocuklar için çok eğlenceli! O uhular,simli tutkallar,renk renk bantlar her yerde.Gerçek anlamda her yerde! Bunları düzenlerken ilk zamanlar işkenceydi ama şimdi eğlenmenin bir yolunu bulduk. Ayrıca odasında bazı düzenlemeler yaptık, raflar ve alet edavatları ayırma gibi. Kışın odanın rengine,kütüphaneye ve aydınlatmaya,halıya kadar her şeye karar vermişti şimdi geriye bir tek yatak seçmek kaldı. Yaptığımız düzenlemeleri bitince paylaşırım. Hatta Lego içinde ayrı bir alan yaparım belki:)



<------ Kandinsky Circles :)

5 Haziran 2018 Salı

Canım Ben

  Çekirdek ailemde ki öz şefkate sahip ve pozitif olan insan sayısı bir elin parmakları kadar. Ben,kuzenim,dayım ve ananem.Çemberi ne kadar genişletsek de başkasına rastlayamadık. İki teyzem,dedem,eşim,annemler ve geri kalanlar da genelde endişe ve stres seviyesi çok yüksek insanlar. Hani şu Cem Yılmaz'ın gösterilerinde örnekleme yaptığı " ayy çok güldük kesin başımıza birşey gelecek!" diyen tarzda tipler. Babam "Gamlı Baykuş" annemde "Ölüm Yiyen" (bknz Harry Potter),teyzem de CSI (çok fazla izleyip hepimize felaket senaryoları yazdığı için). Bilinçli farkındalık ölçeği testini alt üst derecede karmaşık insanlar. Tüm hayatlarını arada iyi olanı görerek yaşamaktan ziyade kötü olana,yolunda gitmeyeni örnek göstererek yaşıyorlar. Eve aldığım taze çiçek görüntüsü ve kokusuyla beni rahatlatırken yada kitaplar, bunu "fuzuli masraf" olarak görebiliyorlar mesela. Eskiden bu yönlerini eleştirirdim ama sonradan kabul ettim. Hatta "kabul" çok şeyi kolaylaştırdı. Çünkü artık anlatmaya çalışmak yada anlaşılmaya uğraşmak ve bunun bana hissettirdikleriyle uğraşmak zorunda değilim. Ohhh herkes nasıl mutluysa öyle gitsin dedikten sonra enerjimin düşmediğini fark ettim. Sonra bu bencilce geldi yine bir rahatsız oldum:) Tam bir kendini bulamama değil mi? Zaten bende bildiğim şeyi tam olarak içselleştiremediğimi fark ettim. Kendi yolculuğumda yeni sayılırken başkasını da buna sürüklemeye çalışmak "ben yaptım sende yap işe yarar" amacıyla değil sadece "ben faydalandım belki seninde işine yarar, ne güzel olur" diyeydi ama sanırım herkes için zaman farklı.. Yolculukta karşılaşacağımız yol göstericiler farklı..

  Oradan oraya atladığım bu konuyu hafta sonu gelen misafirimiz ile yaptığımız konuşmadan dolayı anlatmak istedim. Kadın enerji veren mağaralardan, meleklerle pozitif enerji veren yaşam koçlarından ve hatta gidip memnun kaldığı bir yerden bahsetti ve konu böyle açıldı. Ben bunlara inanmıyorum ,saadet zinciri bildiğin ama işte inanmanın gücü burada da ortaya çıkıyor. Placebo ilaç grubundaki denekler gibiler. "Çok iyi geldi 15 gün harikaydım!" eee sonra niye kötü oldun, bu durumun devamlılığı yok mu yani, sürekli göklerdekilerle bağlantı kuracak aracılar mı lazım? Bana göre enerji her yerde var,meditasyonun ve duanın iyileştirici gücüne inanıyorum ama geri kalanı para tuzağı gibi geliyor. Reıkı daha kabul edilebilir görünse de her yerde türeyen bu şifa merkezlerininde inandırıcılığı artık tartışılır. Yaşam koçluğu ve bilmem ne masterlığı sertifikası dağıtılan sürüyle merkez var. Nefes terapisti olmuş bir yaşam koçuna bakıyorum sosyal medya hesabına gelen eleştirilere öyle saldırganca yorumları var ki kendine faydan olmamış,kime ne yararın dokunur diye düşünüyorum. Karşınızda ki insanın enerjisi, konuşma şekli,vücut dili,ses tonu hem size yansıyan enerji hem güvenirlik açısından çok önemli. Self-compassion ile ilgili çok video izledim ama mesela ilk aklıma gelen Kristin Neff oldu o sakince anlatımı, sesi beni etkilemişti. Linkini anneme attım. Ben böyle şeylerden bahsedince sanki tarikata girmişim gibi bakıyorlar:) Bir dönem Mevlevihane' ye sıkça giderdim o dönemlerde hayatıma "sabır" kavramı girmişti. Daha sakin ve anlayışlı olmayı gördüm. Sözle anlatıldığında yada çok satanlar bölümündeki birbirinin aynısı kişisel gelişim kitaplarında ki gibi yapmalısınız,şöyle olmalı,olmuyorsa sorun sizdedir vs gibi değilde olduğu gibi olan insanlardan,gelişime ve eleştiriye açık insanlardan görmek..onlarla yaşamak daha etkili. Tabi sadece gördüm, öğrenme kısmı ise çoook az. Maalesef çok sabırlı bir insan değilim. Gerçekten çaba gösterdiğim zamanlar da bile bu benim için zor.
  Sonra Reıkı den bahsettik. Bir diğeri kızının plates hocasının Reıkı yaptığından bahsetti.Bel ağrısına iyi gelmiş,gelebilir. Bir yönden rahatsız çünkü ona sanki dinle ilgili gibi gelmiş ama aslında her hangi bir dine bağlı değil. Ben Reiki'nin ilkelerine ve evrensel yasasına daha bu kavramla tanışmadan yıllar önce zaten aşinaydım. Yaşam gücü enerjisi azaldığı zamanlarda stres arttığında hastalıklara daha açık oluyoruz diye düşünürdüm. Her zaman olumlu düşüncenin hem bedensel hem ruhsal olarak iyileştirici gücü olduğuna inanırım. Duanın ve şükür'ün mutlaka karşılığı olduğuna inanıyorum. Dönüp dolaşıp bu konular hep inanca geliyor sanırım. 
  Kendini sevmek de narsizim değil, ben kendimi seviyorum. Kusurlarımı da sevmeye çalışıyorum sonuçta kimse mükemmel değil, kendimi başkalarıyla kıyasladıkca eksik hissedeceğime herkesin kusurları olduğunu "kabul" ediyorum. Olduğun gibi görünmenin güzelliğini ve rahatlığını seviyorum. 

Kendimi seviyorum, canım ben!
Çevreme, doğa anaya ve onun çocukları olan hayvanlara saygı duyuyorum.
Sağlığım için şükrediyorum ve onu korumaya çalışıyorum.
Negatif düşünmeyi ve kötü sözler söylemeyi azaltmaya çalışıyorum.
Kin tutmak en çok bana zarar verir, ilahi adalete inanıyorum.
Ne ekersen onu biçersin, ilahi plan nihayetinde vuku bulur.
















10 Mayıs 2018 Perşembe

Fırında Kuşkonmaz


    Balığın ve etin yanına en yakışan hafif garnitürlerden olsa da ben sadece öğle yemeği niyetine bile fırınlayıp tüketebiliyorum. Normalde Ege Mutfağında daha çok haşlanıp limonlu,zeytinyağlı salatası tüketiliyor olsa da ben bol parmesanla fırınlanmış halini ve kahvaltılarda da poşe yumurta yada omletle yemeyi daha çok tercih ediyorum. Ve sanırım herkesin en sevdiği hali klasik hollandez soslu kuşkonmaz ama onu evde hiç yapmadım.
 Saplarının altından yaklaşık üç parmak hizasını kadarını kesip atıyorum. Zaten elinize alıp büktüğünüzde çıt diye kırılan nokta referans olur. Kuşkonmazın üzerinde diken denilen minik yaprakları bir bıçakla temizliyorum. Kökleri kalın ise bir sebze soyucu ile tıraşlıyorum ki her yeri aynı zamanda pişsin. Mevsimindeyken buna gerek kalmıyor. Haşlayarak salatasını yapıyorsam piştikten sonra hemen buzlu suda bir dakika kadar tutup çıkarıyorum ki rengini korusun. Aynı ot salatalarında olduğu gibi zeytinyağ,limon,tuz ve taze çekilmiş karabiberle de servis ediyorum. Rendelenmiş limon kabuğunu çok yakıştırıyorum ben özellikle kabukları enfes kokan Çeşme Limonunu! 

  Burada fırında parmesanlı hali var. Sadece yağlı kağıda dizip üzerlerine sızma zeytinyağ, tuz ve limon kabuğu rendesiyle karıştırdığım galeta unundan döküp elimle karıştırdım. 180 derecede yaklaşıp 10 dk piştiler. Fırından çıkarmadan üzerlerine bolca parmesan rendeleyip 3dk daha fırında bıraktım. Bahar mevsiminde öğlen için hafif bir atıştırmalık oluyor.

25 Nisan 2018 Çarşamba

23 Nisan Büyükada ve Aya Yorgi Kilisesi


   Heyooo  geçmiş 23 Nisan çocuk bayramımız kutlu mutlu olsun. Biz anne oğul resmi tatili ve havanın güzelliğini de fırsat bilip kendimizi adaya attık. Önce sabahki resmi törene katıldık sonra okul bandosunun geçişini çoşkuyla seyredip vurduk kendimizi ada yollarına. 

 Ortodoks mezhebinde 23 Nisan, Yorgo’ların “isim günü” olarak kabul ediliyor. 24 Eylül ise Hz. İsa’nın havarisi Paulus’un yaydığı yeni dine kendini adayan ve defalarca öldürülmeye çalışılsa da mucize sonucu kurtulan Aya Thekla’nın anıldığı tarih.
Bu tarihlerde Aya Yorgi’ye giden yolu çıplak ayakla ve hiç konuşmadan takip edenlerin yarı hacı olduğuna inanılıyor. Tam hacı olabilmek için İzmir'de ki Meryem Ana Kilisesine gitmeleri lazım. Tabi sadece hristiyanlar değil, her inançtan insanlar inanmış olarak yürüyor,makaralarını açıyor,mum yakıyor ve diğer türlü batıl şeyleri yapıyorlar. Kilise bile kapısına bunların batıl inanç olduğu ve sadece Allah'a inanıp, ondan dua ile dilekte bulunmaları gerektiğini yazmış, daha ne olsun!

Bu yüzden ada oldukça kalabalıktı. Fayton kuyruğu ta iskeleye kadar ulaşmıştı. Benim asla tercih etmeyeceğim bir ulaşım aracı. O zavallı canlılara "fayton keyfi" altında binip yapılan işkenceye ortak olanları da kınıyorum. O gün orada bir at canından oluyordu.Aşırı derecede yorgun atlar çalıştırılıyor hatta daracık yollarda hem yaylar hem bisikletliler hem faytonlar varken birde hızlıca tepeye varıp, yeni müşteri almak için fayton solluyorlar. Kaç kişi eziliyordu , şimdiye kadar kaç at canından oldu yeter artık. Yandaki videoda Berkay'ın haklı isyanını göreceksiniz:)

850mt Azap yokuşunu çıkarken sağlı sollu "dua yeri" denilen ,dünyanın dört bir yanında misyonerlik için gelmiş ücretsiz kitap,incil dağıtıp sizler için karşılıksız dua eden insanlar var. Aslında oldukça güzel sonuçta şimdiye kadar kaç din kardeşiniz sizin için gönülden dua etti? "Kimin duasının kabul olacağı belli olmaz,ben dua istiyorum anne." diyen minnak gözüne kestirdiği asyalı bir gruba yanaştı, dua istediğini söyledi onlarda oldukça güzel karşılayıp ilgilendiler. İşin garip tarafı kıpır kıpır yerinde duramayan çocuk dua edilene kadar bekledi:) Gitar çalan bir grubu hemen önlerindeki toprağa çöküp dinledi,dans etti. Yukarıda kiliseye girenleri izledik ve deniz manzaralı minik bir piknik yaptık.

Adaya gelmişken dondurma yemeden de dönmedik tabi.Mekanımız burası.

Hafta sonu ve bayramlara denk gelmezseniz bisiklet kiralayıp sakin sokaklarında gezmek için oldukça güzel bir yer.ben tercihen Heybeliada ve Burgazada' yı daha çok seviyorum. Şimdi önümüzde 1 Mayıs tatili var onun içinde minik bir plan yapalım:)

16 Nisan 2018 Pazartesi

Çocuk Kitapları : Elmer Serisi


    Rengarenk kendine has bir fil olan Elmer'i tanımayan yoktur ama biz anne oğul çok sevdiğimiz için bahsetmek istedim. Benim en sevdiğim tarafı "farklılıklar güzeldir" mesajını gözümüze sokmadan, çok öğretici bir hikaye ile anlatmadan, normal şekilde bahsediyor oluşu. Gereklilik kipi kullanmamasını bence çocuklar bile fark ediyor, bu da hikayeyi daha çok sevdiriyor ve seriyi daha özel bir yere koyuyor.
  Öz saygı, farklılıklara saygı ,sıradan olanında güzel olduğu, çeşitlilik, olumlu düşünce, dayanışma, kuşaklar arası ilişkiler (dede torun gibi), hoşgörü gibi bir sürü farklı konu geçiyor içinde ve dediğim gibi buna rağmen öğretici ve sıkıcı değil aksine rengarenk ve sıcacık.
   Biz ilk olarak Elmer ve Büyükbaba Eldo'yu almıştık. Berkay dedesiyle okumalara doyamamıştı. Okulda da geçen ayın Gems konusu "Gökkuşağı" idi. Elmer ve Gökkuşağı'nı okudular ki o kitaptaki "verdikçe eksilmezsin" mesajı da bence çok hoştu. 1 ay boyunca çeşitli Elmer etkinlikleri yaptılar ve çok eğlenmiş hatta evde de okulda ki gibi boyama yapmak istedi. İnternet ve Pinterest bu konuda bir derya, "Elmer etkinlik" yazınca onlarca öneri çıkıyor. 
  Geçen günde okulla birlikte İyi Cüceler Kitap evine gitmişlerdi, dinledikleri hikayenin ardından her çocuk (20tl bütçeleri ile) kendi seçtiği kitabı tek başına alışveriş yaparak almış. Bizim ufaklıkta Elmer kitabını seçmiş:) "Neden bu?" dedim. "Çünkü o tatlı ve iyi bir fil, çok renkli oluşu da ne güzel,bence benim arkadaşım olsa çok iyi anlaşırdık" dedi. Seriden iki kitaba daha göz koymuş bile onları da istiyor. Hem kendime hem çocuğuma bolca kitap aldığım için gereksiz yere masraf(!) yapmakla suçlanıyorum en başta annem ve çoğu kişi tarafından ama gerçekten anlayamıyorlar kitapların verdiği zevki, kurdurduğu hayalleri, nasıl bir sığınak olduğunu. Eğer ikinci el için bolca seçenek ve güzel çocuk kütüphanelerimiz olsaydı tabi ki bu seçenekler değerlendirirdim fakat böyle bir imkan yok. 


  Elmer der ki; " farklılıklar güzeldir ama özel olmak için farklı olmaya ihtiyacımız yok!