ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2018 Pazartesi

Veda


  Aile ağacımın en heybetli dalı koca Haydar'ım ! Adın artık boğazımda bir düğüm..çokta acıtıyor. Hala gözlerim dolmadan anlatamıyor,yaşlar boşalmadan yazamıyorum diye "zaten yaşlıydı" diyorlar sanki ölümün yaşlısı genci varmış gibi ,seveni/sevmeyeni vardır tabi.. 
  Yerinde duramayan bir adam olduğun için öylece yatıyor olmanı aklım almıyor yani tamam inancım gereği orada olmadığını biliyor olsam da, amelini iyi kalbini bilsem de sanki ettiğimiz dualar yetmiyor gibi, sanki orası çok dar seni rahatsız eder gibi. Düşündükçe nefesim daralıyor, kendimi de düşünüyorum tabi belkide yakılmalıyım, böyle desem ne kızardın eminim.
  Nazik oğlu Haydar 4 çocuğun,13 torunun var her biri yolunu gözler. İyi yaşadın istediğin gibi gözünü bir kerede kapatarak göçüp gittin.Mekanın cennet olsun. 

  Her gidenden hatıralar kalıyor avunacak geriye bak senin şapkan var bende üstünde saçın teli kalmış,öptüm kokladım güzelce sarıp kaldırdım.Berkay da eski metreni bulmuş hani hepimizin boyunu ölçtüğün.Son giydiği gömlek,tesbihi,saati,yüzüğü..sana kalan parçayı alıyor ömür boyu saklıyorsun.Şükür ne güzel anılar biriktirdik beraber,balkonda oturmuş çocuklarının yolunu gözlerken yaktığın gurbet türkülerini iyi ki gizlice kaydetmişiz,iyi ki gülüp kovalasan da o videoları çekmişiz.
  O gece yokluğunda ilk dikkatimi çeken şu kıymetli duvar saatin oldu.Eskiden uyuz olduğum o saat başı gonklayan saati biri ters çevirip indirmiş.Hiç aklıma gelmezdi o sürekli kavga sebebi olan saatin pillerini kendi ellerimle takıp, köşesine vesikalığını iliştirip duvara asacağım. Bir ömür boyu sesinle inlemiş bu evde bir sessizlik.. Akşam oldu ajansın sesi duyulmuyor,hem ona ajans diyen de kalmadı artık..ilaç kutuların sahipsiz kalmış,portmantoda ceketin yalnız kalmış, sevdiğin takvimlerinin yapraklarını yırtıp okuyan yok.. Gözün gibi baktığın çiçeklerin bize emanet birazını yanına getirip ekeceğiz, birini ben alıp salonumun baş köşesine koyacağım gerisi anneanneme emanet.
  Videonu açtım daha geçen yaz o kayası ağacına tırmanıp bizlere meyve toplayışın, pire gibi oradan oraya koşuşturuşun "naciye karpuzda koy yisin çocuklar serin serin" diye seslenişinle bitiyor.

Çok önce bir yerde okumuştum aklımda kalmış bak;
" Hüzünle anmayın onun yokluğunu, yaşamış olduğuna sevinin,
   bizden erken alındı ama sönmeyen ışığı bize yol göstersin."

Acın taze,sevgin ebedi dedem.







17 Temmuz 2018 Salı

Dedeye Elveda

  Oysa ne güzel başlamıştı tatil..Çok güzel beklentilerimiz vardı hatta yeni dönmüştük ki pazartesi canımız dedemizi kaybettik:( Ciğerimden parça kopmuş sanki öylesine eksik hissediyorum ki.Aynı gün akşam hepimiz ananemin evinde toplandık,gurbetteki dayım,teyzem,kuzenlerimde sabah karşı bize katıldı.Dedemin kardeşleri,yeğenleri çıktı geldi köyden..hepimiz suskun.Ananemin kardeşi ağıt yakıyor evet dinde yeri yok ve hayır hiç birimiz istemiyoruz ama o öyle görmüş, öyle büyümüş o şekilde acısını yaşıyor..
Fiziksel bir acı çekiyorum zaten sanki kalbimin yerini hissediyorum, göğsüm daralıyor, elim kolum uyuşuyor ama benden başka genç yok o sırada evde, birde annemin kuzeni var onun yaşlarında olan onunla beraber hizmet ediyoruz herkese. En hoşlanmadığım şey ama ona bile ses edemiyorum olsun dedemin en sevdiği şeydi ki günlerce gelen giden herkesin söylediği "Haydar dede/amca/abi en çok yedirip içirmeyi severdi ahhh ne çok severdi.." E böyle olunca çay ve türevleri servisi bitmek bilmiyor,olsun helal olsun. Evde kalabalık artıyor biz uykusuz, yüzlerimiz şiş, ananem o anı her gelene tekrar anlatıyor, her seferinde yeniden ağlıyor ee birde ona ne olacak korkusu var,kadın hastalanacak diye telaşlıyız. Annem panik atak ve uzun süredir ilaç kullanmıyor, gözüm öyle üstünde ama her ne olduysa ömründe olmayan sakinlikle annesinin yanında, ancak kardeşleri geldiğinde 4'ü bir acı yaşayabiliyor.


  Ertesi gün annemler sabah hastaneden alıp gusulhaneye bırakıyorlar dedemi ve eve bizi almaya geliyorlar.Yıkanmadan önce son kez görelim helalleşelim diye bizden sonra erkek torunlar ve kardeşleri giriyor yıkamaya. Orada yatana kadar gerçekten gittiğini anlayamadım sanırım, bilmiyorum öyle acayip ve karışık şeyler hissettim ki. Dağ gibi adam orada öylece yatıyor, bembeyaz..yüzü gülümsüyor ahh nasıl güzel pamuğum benim.Herkes bağırıyor,ağlıyor,dua ediyor artık sesleri ayırt edemeyecek haldeyim ta ki ayağına dokunana kadar işte o soğukluk tuhaf..ölümün fiziksel hali. Nereye gideceksin şimdi diye düşünüyorum dedem,bundan sonra ne var,bizi görüyor musun acaba bak hepimiz yanındayız, ben senin üstüne o toprağı nasıl atarım dedem.. Kız kardeşi onun deyimiyle "bacısı" köyünden toprak getirmiş gelirken bir diğeride hacdan getirdiği zemzem suyunu getirmiş.Kardeşleri İzmir'de defnediyoruz diye hepimize kızgın "yuvası burası değil abimizin, köyümüze götür meliydik" diyorlar sürekli ama olur mu hiç,bizim kimsemiz yok oralarda o bizim canımız, onu ziyaret edecekler çocukları ve torunları hep İzmir'e geliyor. Hem bak yolumuzun üstünde mezarlık hepimiz hava alanına gitmeden yine uğradık, hiç boş bırakmadık. Böylesi uygundu,yanımızda kaldı.

  Her şeye alışılıyor tabi sonuçta hayat devam ediyor ama cumaları arayıp duanı almak,Berkay'ın "ay dedeeee" diye sana seslenmesiyle aydınlanan yüzünü unutmak mümkün mü? Acaba ben öldüğümde ne olacak diyorum,çocuğuma kim bakacak yada acaba önce ben mi giderim ki, nereye giderim, mezarımı bilecek iki nesil olacak sonrası yalnızlık..gelip geçiyoruz işte. Allah sıralı ölüm versin de evlat acısı yaşatmasın kimselere.Ölümün bile hayırlısı derdi dedem "rabbim elden ayaktan düşmeden,kimseye of dedirtmeden,yataklara düşürmeden alsın beni yanına" derdi öylede oldu zaten.86 yaşında adam yoldan bizden hızlı yürüyordu, o gün pazara gitmiş sabah üzümle şeftali almış aldığı son meyvelerinden yedik. Sonra oturup videolarını izledik hem güldük hem ağladık.
Ananem falan öyle değil bak dedem başkaydı o filtreli programları açıyorduk hem gülüyor hem kızıyordu ama bizi kırmadan konuşuyordu "dedeyin boynuzu çıkardınız, kedi köpek tavşan ettiniz dedeyi" diyordu hemde "hadi gel aç bakim şunu,gel bi dede öpsün haşere çocuk" diyordu.Güzel dedem mekanın cennet olsun. Rabbim bizlere sen az senin ki gibi güzel ve sağlıklı bir ömür versin, çocuklarımızın sağlık ve huzurla büyüdüklerini görmeyi nasip etsin.
  

  Dedemin en küçük kardeşi öylesine benziyor ki ona o gece kapıdan girdiğinde dayanamadım. Sabah o amca ananemin yanında otururken Berkay geldi ve koşarak kucağına gitti "ay dedemmm sen hastasın diye geldik,sen iyileştin mi hadi yazlığa gidelim o zaman burada kalmayalım" diye boyuna sarıldı. Hepimiz gözlerimiz dolu izledik. Eşimle ortak ölüm anlatma konusunda kesin bir kararımız yoktu ve açıkçası orada konu çok kargaşaya geldi, zaten çocuğu bırakacak yerimde yoktu orada gördü her şeyi, ağlayan teyzemle anneanneme gitti sürekli gözlerini sildi hep sarıldı. Daha önce bu yazıda bahsetmiştim muhabbet kuşumuz ölmüştü neler yaşadığımızdan ve çocuklarla ölüm konusunda ne düşündüğümden.İkindi vakti geldiğinde mezarlıktaki camide toplandık,tabutu başında vakit gelene kadar konuştuk,dua ettik. Fotoğrafı da konulmuştu tabutun yanına ee babası anlatmış bak dede burada artık dedeyi göremeyecek, sarılamayacağız diye.Onun inancına göre öyle tabi.Zaten çocuk tam anlamıyor olup biteni soruyor, arada videolarını izliyoruz ben ağlıyorum diye "açma bak ağlayacaksan anne tamam hadi kapatalım" diyor gelip sarılıyor.

  Üçüncü günüydü lokmacı geldi kapıya o gün daha da üzüldüm.Her İzmir'e gittiğimde "dede hadi bi aşağıları dolan gel bana lokma bulsana" diyordum.Hiçte boş gelmezdi çünkü gavur(!) İzmir'im de mutlaka hayrına lokma döktüren birileri olurdu. Fatiha okurdum hep tabi fakat hiç düşünmezdim kimmiş,nesiymiş falan diye şimdi diyorum ne büyük acı. Lokmanı da yedim ya dedem Allah kabul etsin. Günlerce yemek verdik, lokma döktürdük her yerde gittiği caminin önünde,evin önünde falan, dualar okuttuk okuduk, helvasını da kardık herp beraber dualarla ve dağıttık.. O çok severdi yedirmeyi bizde onun için yaptık ruhuna gitsin inşallah. Artık dualarımda hep dedem de olacak.Dün yedisiydi biz evimize işimize döndük.İki teyzem hala orada ama sonra biz gideceğiz bir süre ama sonrasında yalnız kalacak anneannem. Birde işin şu "el" denilen kısmı var. Karşı komşusu kızı ve oğlu gibi gördüğü Kamer ablamız var.Çocukları nasıl koşturdu,nasıl yardım ettiler her şeye, Allah bin kere razı olsun. Bazen kanından canından yapamadığını yedi kat el dediğin yapıyor ki zaten onlar çok uzun zamandır ailemizin bir parçası. 


  Hiç içimde olduğunu fark etmediğim bir şeyde uçakta evimize dönerken ortaya çıktı.Annem zaten sıkıntılı malum, uçak kalkarken falan hep elini tuttum ama iyi idare etti.Çok sıkıntılı ve herkesten önce kendini düşünen bir insan, başkasının acısıyla ilgilenmez ama yinede yanımda olduğu için destek olmak istedim. Bir an öyle bir tirbulansa girdik ki normalde bana bunlar doğal gelir ama hep ama bu sefer (Berkay uyuyordu sadece ona döndüm) "neyse bir şey olsa da, ölsek de arkama kalmayacak benimle beraber" dedim ve çok utandım nasıl bir bencillik bu ya! Bana kimse bu konuda destek olmamıştı, annem babaannemi kaybettiğimde "nasılsın" diye dahi sormamıştı o yüzden örnek alabileceğim bir ebeveyn tavrı yok kendimce uygun olanı yapmaya çalışıyorum.

Burada ne kadar zamanımız olduğunu bilemiyoruz.  Durum bu iken 4 yaşında bir çocuğa hayatın ne kadar kısa olabileceğini nası anlatırım..

3 Nisan 2018 Salı

Evcil Hayvanın Ölümü

   Evimizin minicik neşesi Mimi' yi kaybettik:( Üstünden biraz süre geçti tabi yeni değil ama acısı hep taze böyle şeylerin. Sabah Berkay'ı okula geçirdikten sonra yanına gittim neden sesi çıkmadı diye o sırada fark ettim. Tabi bir önceki gece saatlerce oynadığımız ve oğlumun onunla kıkır kıkır gülüşmesi,saçlarına konması,  öpmesi aklıma geldikçe çok üzüldüm, oturup ağladım. Hatta ağladıkça rahatladım. 
   Benim şimdiye kadar 3 köpeğim, ikide muhabbet kuşum vefat etti.
Hatırlıyorum da annem bu konuda bizimle fazla konuşmamıştı. Babaannemi kaybettiğimizde bile ciddi bir konuşma yapmamıştık. Çok sonraları biriyle konuşurken benim ne kadar güçlü hatta bazen umursamaz olduğumdan bahsettiğini duydum. Hiç bir şeyden korkmadığımı düşünüyormuş ve bu sebepten de desteğe ihtiyacım olmadığını düşünmüş! Belki de ben bu yüzden oğlumla her şeyi konuşmaya çalışıyor, hiç bir konuyu üstün körü geçiştirmek istemiyorum. Zaten okuduğum kadarıyla çocuklara "ölüm" kavramını anlatan kişinin psikolojisinden etkilenecekleri için, ölümü içsel olarak sindirmiş birinin anlatması uygun olurmuş. 
   Benim için anlatmamak bir seçenek değildi. Benimle her duyguyu konuşabileceğini bilmesini istedim. Ayrıca bu yas süreciyle nasıl baş ettiği ileri ki yaşamında da yas ve kayıp ile nasıl baş edeceğine dair bir referans oluşturacağı için elimden geldiğince dikkatli davranıp,destek olmaya çalıştım.
   Biliyorum çağımızda ebeveynlik artık daha zor çünkü her şey travma sebebi. "Balığı öldü ayyy söylemeyelim, hemen yerine aynısından koyalım" gibi bir fikir çoğu kişiye göre daha normal. Ben ise önce geçiştirdim ama unutulur denilen süre geçmesine rağmen hala sormaya devam edince, kuşunun öldüğünü söyledim. Üzüldü, keşke daha iyi baksaydık hasta olmasaydı dedi ama sadece hastalıktan ölünmez her şey doğar ve ölür dedi. Uyuyor desen uyansın der,artık daha iyi bir yerde desen gidip görmek ister,kaybettik desen o ayrı bir boşluk oluşturur.. Ee soyut kavramları anlayabilecek bir yaşta değil. Anlattık yine de ama bu kadar basit kapanmadı konu çünkü sadece hastalıktan ve yaşlılıktan ölünmüyor. Konuştuk biraz..sıkıntı vericiydi. Dibimizde savaş var ve savaştan kaçan ,sokaklarda hayat mücadelesi vermeye çalışan binlerce mülteci var. Çocuk bunları görüyor çünkü her yerdeler,  haber değil ki kanalı değiştir görmesin! Dilendirilen çocukları görüyor, sokakta ölmüş bir hayvan da görebiliyor. Sonuçta hayat herkese adil davranmıyor, doğduğun coğrafya nasıl bir hayat yaşayacağın konusunda belli imkanlar sunuyor. Ebeveyni olmayan çocuklar, yuvada büyüyenler, şehit çocukları, sakat doğanlar, kanser olanlar.. Küçücük yaşında kendinden büyük sorunlarla mücadele edenler var. Neler neler yaşayan çocuklar varken normal olanı çocuğumdan saklamak onu gerçek dünyadan sakınmak istemiyorum.
   Ama her çocuğun yaşından ziyade duygusal yapısına göre anlatılabilecek bir tarz vardır diye düşünüyorum. Ben cenazeye götürmeyi tercih etmem mesela ama bunu da yapan çok. Bakıyorum da köylerde çocuklar baktıkları hayvanların kesildiğini görüyor hatta dağlarda avcılık yapanlar, haliyle çocuklarına da bunları öğretiyor. Hollywood filmlerinde görüp eleştirilen şu ölü süslenen evler vardır ya hani içinde insanların yaşaması yadırganır. Aslında imamların camilerde yaşaması ve büyük şehirler dışında morgların camilerde olması, dışarıda ölü yıkanması, çocukların bunlara şahit olması hatta kurbanlık kesilirken çocuklara izlettirilmesi, cenaze namazlarında en ön saflarda tutulmaları falan hiç konuşulmaz. Toplumumuzda pek tutarlı bir davranış modeli yok yani. Herkesin inancına ve yetiştirilme tarzına, kendi aile yapısına göre konuyu ele alış şekli değişiyor.
   Ölüm de doğum gibi normal. Ama herkes süreci farklı yaşıyor. Genelde insanlar kendi hazır hissetmediği yada karmaşık şeyler hissettikleri duygulara karşı ,işte ölüm gibi, çocuklarda travmatize duygular yaratabileceği için konuya değinmekten kaçınırlar. Oysa çocuğu kaygılandırmadan ölüm ve umuttan beraber bahsedilebiliyor. Bunun yolunu anlatan kitaplar fazlasıyla mevcut, içinden kendinize göre olan bir tane muhakkak ki bulursunuz.
Durduk yere her canlı bir gün ölümü tadacaktır diyelim demiyorum tabi ama vakti geldiğinde bundan kaçınmayı ben kendi adıma doğru bulmuyorum. Yaşam döngüsünden bahsediyoruz, mesela Aç Tırtıl bile ne evrelerden geçiyor değil mi? Yapraklar diziyoruz yan yana yeşil,sarı,kahverengi,mor ve kuru.. Onlarda değişiyor. Hayat aynı durmuyor. Derelerden akan su göle doluyor,göl hep aynı olduğu yerde ama içindeki yaşam değişiyor, o su biz fark etmeden buradan geçip denizlere ulaşıyor. Sürekli bir devir daim mevcut. İnsan doğuyor,büyüyor,seviyor.. Kışın doğa bile uyuyor ama baharla yeniden uyanıyor. Her şey sonsuza kadar yaşasaydı ne korkunç olmaz mıydı? Geçen gün sosyal medyada çok severek takip ettiğim bir anne sormuştu ölümsüzlüğü ister miydiniz diye, bende verilen sınırlı süreden memnunum dedim.
  Ölüm olmasaydı her şeyi erteler hep sonraya bırakırdık ama önünde sonunda bunun olacağını bildiğimiz için YAŞIYORUZ. Kimi zaman tadını çıkararak kimi zaman şikayet ederek.. Bu hafta sonu okuduğum bir çocuk kitabı "Natalie Babbitt / Ölümsüz Aile" bu konuda tekrar düşünmeye itti beni. Belki çok yakın bir aile yakınını kaybetseydik daha farklı konuşmalar da olacaktı ama şimdilik konuyu deşmeye gerek yok. Durduk yere çocuğu varoluş komasına mı sokayım:) İki post önce çocuklar için felsefe konusunda bahsettiğim kitaplarda da var bu konu. Kumkurdu kitabında da Zacharina' nın başından böyle bir olay geçiyor,okuyanlar hatırlayacaktır. Konuyla alakalı başka çocuk kitapları; Dedemin Adası ve Ben'in Gemisi olabilir. The Tenth Good Thing About Barney çoğu kişiden duyduğum ve tavsiye edilen bir kitap ama ben henüz okuyamadım. Annem Her Yerde diye bir kitapta annesini kaybeden bir çocukla ilgili ama o çok daha özel ve ağır bir konu tabi.
   Yani aklında ölüm kavramı yokken çocuğa bunu anlatmak değil de olduğu zaman yada merak edip sorduğunda geçiştirmeden bahsetmekten yanayım. Hayatın bize neler getireceği belirsiz tabi. Siz olsanız bu konuyu geçiştirmekten yana mı olursunuz yoksa anlatmaya mı çalışırsınız merak ettim.