Oğlumla öğrendiklerimiz,okuduklarımız,izlediklerimiz ve gezdiğimiz yerler üzerine..
9 Ekim 2018 Salı
Sonbahar Ritmi
Ekim ayının neredeyse ortasına geldik ama gerek o kızıllaşmış müthiş ormanları şehir içinde görememekten, gerek havanın bir sıcak bir soğuk tuhaf hallerinden en sevdiğim mevsimin ritmine uyum sağlayamamıştım. Sabahları kalktığımda hava hala karanlık ve puslu oluyor.Bir iki ısınma,esneme hareketi yapıyorum.Berkay'ı servis için aşağı indirdiğimde o yüzüme çarpan ilk soğuk işte o beni asıl uyandıran şey! Köydeyken de en sevdiğim şey sabah yüzümü bile yıkamadan hemen dışarı çıkmak ve güneşin karşıdaki dağın ardından doğuşunu izlerken soğuğun bedenimi ısırması..
Öğleden sonraları için tam fotoğraflık o altın saatler yılın en güzel bu zamanlarında kendini belli ediyor.Hele o sarı ve turuncunun her tonundan yaprakların üzerine vurduğunda.. Berkay akşamları mum yakmaya başladı. Mum ışığından çok hoşlanıyormuş o yüzden salonda akşamları artık mumları yakıyoruz.Dün küveti doldurmuş oyun oynarken aklına geldi ve ışığı kapatıp kokulu bir mum yaktık ve o parlak ışıkta sanki mağaradaymışız gibi hayal ettik.
Bu aralar biraz sıkıntılı bir dönem geçirmiştik. İptal olan planlardansa elimde olanlara ve yanımdakilere odaklandığımda stresim azaldı şimdi daha iyi hissediyorum.
Mevsimsel olarak evin dekorasyonu da Berkay'ın minik dokunuşlarıyla değişiyor.Boyadığı açık,kapalı,uzun,tombul,sivri kozalakları vazolara koyuyor. Topladığı dalları,deniz kabukları ve taşları salonda sergiliyor. Etrafta kitap yığınları dolu ama bu beni mutlu ediyor. Bir portakalın kabuğunu soyduk mesela ve ucuna bir çubuk tarçın bağlayıp, mutfağa astık. Koltukların yanlarına asmak için battaniyelerimizi çıkardık. Bugünde beraber halloween için tuvalet kağıdı ruloları ve gazeteler ile vampirler,hayaletler,kurt adamlar falan yapacağız. Bulursam ona güzel birde süs kabağı almak istiyorum.
Tabi ki yemekler, salatalar mevsime uygun olarak bolca mantar ve balıkta tüketmeye de başladık.Yazın aynı yemekleri tekrar ediyoruz gibi geliyordu ama kesinlikle kışın çeşit daha çok. Buda benim için ayrı mutluluk. Çoğu zaman evi tarçın yada elma kokulu kurabiye&kek kokuları sarıyor.İnanılmaz huzur verici..
Bu arada şunu merak ediyorum bu huzurlu ebeveynlik; kitaplardan,seminerlerden öğrendiğinizle olmaz, bu yetiştirilme şeklinizle,ebeveynleriniz zihniyeti ve davranışlarıyla alakalıdır diye okudum.Ama buna inanmıyorum hatta karşı çıkıyorum çünkü annemde babamda inanılmaz huzursuz,sürekli bir şeylerde sorun arayan insanlar yani iyilerdir ama baya bildiğin "onca sorunun arasında nasıl hala gezebiliyorsun/gülüyorsun/yiyebiliyorsun" diye eleştirirler. En son Cemalnur Sargut'un Mesnevi sohbetlerinden birine katılacağımı duyup dalga geçtiler. Ben kimseyle neye inandığı yada inanmadığı için dalga geçmiyorum, fikrim sorulursa eleştirdiğim yerleri söylerim ama inanç konusunda kimsenin kalbini kırmam dikkat etmeye çalışırım çünkü hassas bir konu. Aslında mesnevi harika bir şey okumaya,araştırmaya başladığımdan beri kendimi budamaya başladım. Belli olduğu üzere en çok aile ve affetme üzerine çalışmam lazım, affettim desem de hala sinirleniyorsam daha olmamış demektir dimi:)
Eve girince müziğimi açıyorum ve yemeğimi de hazırlarken,evi toplarkende hiç söylenmiyorum. Bu şekilde Berkay'ı beklerken kendimce enerji topluyorum. İki sayfa kitap okuyup,kahvemi yudumlasam bile yüzüm gülümsüyor. Bazen de yeni bir diziye başlıyorum. Kendimi mutlu eden şeylere odaklanırsam eşime de,çocuğuma da daha anlayışlı oluyorum. Bana göre huzurlu ebeveyn olmak bir yolculuk gibi. Yol gösterici olarak Alfie Kohn ve Grille okumaya çalışıyorum. Deneyimlendikçe kendi tarzımda daha çok paylaşmaya çalışırım.
Bu gün Guardians of the Galaxy: Awesome Mix Vol. 1 & Vol. 2 dinliyorum.
25 Eylül 2018 Salı
Böyle Bir Hal İçindeyim
Kahve üstüne kahve devirdiğim günler geldi yine.. Düşüncelerimi harekete geçiriyor bir çeşit enerji veriyor.Sanırım bağımlılıklarda böyle başlıyor?? Kahve derken üstüne kaynar su dökülen nescafe'yi kast etmiyorum tabi.Eşimde tam bir çay insanı,yaz kış sıcak soğuk fark etmez sert seylan çayı içer.Çayla aram pek yok yasemin yada earl grey belki.
Şimdi sabahları çok erken kalkıp türk kahvemi yapıyor yanına 3-4 çiğ badem götürüyorum.Bir ara su soğuk sıkım meyve&sebze sularına takmıştım:) Yazları enerjim farklı oluyor tabi.
Evden çıkmadan bir kaç işimi halledebilirsem ne mutlu. Yolda bir kaç sayfa okusam..Berkay okuldan geldiğinde oyun oynasak,yemek yesek,öpüşüp koklaşıp yatırsam ve sonra yatana kadar yine iş güç..
Çay ve kahve insanını ayırıyorlar hep al takılacak başka bir konu daha:) Bir kere tam battaniyemi almış,cam kenarı koltuğuma gömülmüş,kitabıma başlamışken zırt pırt çay almak için yerimden kalkmak bana göre değil.Tam masa başında muhabbete dalmışken çaylarını tazelemek için kalkmak ve bu servisi yapmaktan da hoşlanmıyorum,herkes bilir. Ben kitabıma dalmışken kahvem ve yanına götürdüğüm o kıyır kıyır bol çikolatalı hafif tuzlu kurabiyelerim ile mutluyum. Kahve kutusunun kapağını açtığımda o koku bana küçük bir mutluluk veriyor.Kahvem demlenirken kutunun üstündeki Klimt'in Kiss eserine dalıyorum..nasıl güzel! Kırılgan, gerçek,cesur..Kiss. İlk öpüşmeyi değilde o ilk gerçek öpücüğü hatırlatıyor insana, hayatının aşkıyla ilk öpüşmen! Sonra bir bakıyorum kahvem olmuş. Ruh halim One more of cup coffee/Bob Dylan dan Ezgi'nin Günlüğü/Fincana Kahve Koydum Gel e hatta Cat Stevens/Wind e sonrada oradan oraya atlıyorum.. Şimdi de Little Red Lung/Fangs çalıyor. Dışarıda yağmur var ve bahçenin kokusu gelsin diye pencereyi açmışken komşunun piyano çalıştığını duyuyorum.bence iş yerimiz harika bir konumda.Şu piyano çalan her kimse gerçekten amme hizmeti yapıyor.
Yeni kitaplar sipariş ettim. Aslında okunmayı bekleyen yazın gezmekten vakit ayıramadığım kitaplarım var. Berkay içinde bir liste yaptık beraber ama param kalmadı:) Bir sonraki ayda onları almam lazım.Yeni dizilere başladım.Spor yaparken dizi izlemeyi sevdiğimi herkes bilir. Jim Carrey sevenler için Kidding diye bir dizisi başladı,ikiz çocuklarından birini kaybeden ve bunla başa çıkmaya çalışan bir çocuk programı yapımcısını canlandırıyor. Ayy izlediğim komedilerde bile trajedi var hey allahım bu güz mevsimi beni bir tuhaf yaptı.Kendimi herhangi bir akıma tümden ait görememekle beraber bu mevsimlerde özellikle beat kuşağına yakın hissediyorum.O çekip gitme ve sürekli hareketlilik halinde oluşlarına değil de doğayı çok sevip saygıda duysalar da dünyanın ne olursa olsun b.ktan bir yer olduğunun ve bunun düzeleceği gibi romantik düşüncelere kapılmanın saçma olduğunun farkındalar. Eveet bir sonraki o "Güzel günler göreceğiz çocuklar,motorları maviliklere süreceğiz.." dönemine kadar aradığınız Giz'e ulaşılamamaktadır:)
Spora gelince, yazları fazla aktif oluşumuz sebebiyle aslında daha çok sıcaktan bunaldığımdan aksatıyorum ama yeniden haftada üç gün olmak üzere başlıyorum en azından mayıs'a kadar yine böyle gider.
Sonbahar'ın o müthiş kızıllığı içinde büyülenmek,soluklanmak için hep bu mevsimde iki kez geziye çıkarız sanırım bu sefer bir kez ancak yapabileceğiz.Malum ekonomik durumlar tuhaf..
Şimdi kendimi o kurumuş yaprakların üzerinde dolaşırken hayal etmek harika.Sonra en uzun ağaçların olduğu noktaya gelip yere uzanmak ve o görkemli gövdesini,dalların nasıl ışığa ulaşmak için yükseldiğini..güneş ışınlarının harelerini izlemek..Karadeniz'in sık ve inatçı ormanlarından gündüz vakti bile ormanın içi çok aydınlık olmuyor.Tehlikeli hayvanların çoğu kış uykusunda o yüzden aman ayı çıkar derdi de yok.Böyle yerde boylu boyunca uzanmışken bir fotoğrafımı çekmiş eşim sonra bende yayınlamıştım. "Şuan sadece üstünde hangi böceklerin dolaştığını,karıncaları ve yaprakların altındaki çamuru düşünüyorum" yazmış biri.Çok pahalı bir spor ayakkabımı o çamurlara veda ettim maalesef şimdi akıllandım eski bir yürüyüş ayakkabısı giyiyorum ama onun dışında hiç böyle şeyler düşünmedim.Yani doğadasın herhalde börtü böcek olacak! Onların yaşam alanındayız değil mi?
"Nature is not a place to visit. It ıs home."

Tamam karman çorman oldu biliyorum ama şuan bende bu haldeyim zaten:) Dışarıdan öyle gözüküyor muyum bilemem..günlerimiz gayet normal geçiyor gibi.Neyse şimdi Berkay için ,özel isteği üzerine, dünyanın en soğuk ülkelerini ve oralarda yenilecek neler yetiştiğini araştırmalıyım.
"Sanırım insanlar, hayatın hiçbir anlamı olmadığı gerçeğini kabullenemiyorlar. Bu gerçek onları çok fena rahatsız ediyor." David Lynch
23 Temmuz 2018 Pazartesi
Veda
Aile ağacımın en heybetli dalı koca Haydar'ım ! Adın artık boğazımda bir düğüm..çokta acıtıyor. Hala gözlerim dolmadan anlatamıyor,yaşlar boşalmadan yazamıyorum diye "zaten yaşlıydı" diyorlar sanki ölümün yaşlısı genci varmış gibi ,seveni/sevmeyeni vardır tabi..
Yerinde duramayan bir adam olduğun için öylece yatıyor olmanı aklım almıyor yani tamam inancım gereği orada olmadığını biliyor olsam da, amelini iyi kalbini bilsem de sanki ettiğimiz dualar yetmiyor gibi, sanki orası çok dar seni rahatsız eder gibi. Düşündükçe nefesim daralıyor, kendimi de düşünüyorum tabi belkide yakılmalıyım, böyle desem ne kızardın eminim.
Nazik oğlu Haydar 4 çocuğun,13 torunun var her biri yolunu gözler. İyi yaşadın istediğin gibi gözünü bir kerede kapatarak göçüp gittin.Mekanın cennet olsun.
Her gidenden hatıralar kalıyor avunacak geriye bak senin şapkan var bende üstünde saçın teli kalmış,öptüm kokladım güzelce sarıp kaldırdım.Berkay da eski metreni bulmuş hani hepimizin boyunu ölçtüğün.Son giydiği gömlek,tesbihi,saati,yüzüğü..sana kalan parçayı alıyor ömür boyu saklıyorsun.Şükür ne güzel anılar biriktirdik beraber,balkonda oturmuş çocuklarının yolunu gözlerken yaktığın gurbet türkülerini iyi ki gizlice kaydetmişiz,iyi ki gülüp kovalasan da o videoları çekmişiz.
O gece yokluğunda ilk dikkatimi çeken şu kıymetli duvar saatin oldu.Eskiden uyuz olduğum o saat başı gonklayan saati biri ters çevirip indirmiş.Hiç aklıma gelmezdi o sürekli kavga sebebi olan saatin pillerini kendi ellerimle takıp, köşesine vesikalığını iliştirip duvara asacağım. Bir ömür boyu sesinle inlemiş bu evde bir sessizlik.. Akşam oldu ajansın sesi duyulmuyor,hem ona ajans diyen de kalmadı artık..ilaç kutuların sahipsiz kalmış,portmantoda ceketin yalnız kalmış, sevdiğin takvimlerinin yapraklarını yırtıp okuyan yok.. Gözün gibi baktığın çiçeklerin bize emanet birazını yanına getirip ekeceğiz, birini ben alıp salonumun baş köşesine koyacağım gerisi anneanneme emanet.
Videonu açtım daha geçen yaz o kayası ağacına tırmanıp bizlere meyve toplayışın, pire gibi oradan oraya koşuşturuşun "naciye karpuzda koy yisin çocuklar serin serin" diye seslenişinle bitiyor.
Çok önce bir yerde okumuştum aklımda kalmış bak;
" Hüzünle anmayın onun yokluğunu, yaşamış olduğuna sevinin,
bizden erken alındı ama sönmeyen ışığı bize yol göstersin."
Acın taze,sevgin ebedi dedem.
17 Temmuz 2018 Salı
Dedeye Elveda
Fiziksel bir acı çekiyorum zaten sanki kalbimin yerini hissediyorum, göğsüm daralıyor, elim kolum uyuşuyor ama benden başka genç yok o sırada evde, birde annemin kuzeni var onun yaşlarında olan onunla beraber hizmet ediyoruz herkese. En hoşlanmadığım şey ama ona bile ses edemiyorum olsun dedemin en sevdiği şeydi ki günlerce gelen giden herkesin söylediği "Haydar dede/amca/abi en çok yedirip içirmeyi severdi ahhh ne çok severdi.." E böyle olunca çay ve türevleri servisi bitmek bilmiyor,olsun helal olsun. Evde kalabalık artıyor biz uykusuz, yüzlerimiz şiş, ananem o anı her gelene tekrar anlatıyor, her seferinde yeniden ağlıyor ee birde ona ne olacak korkusu var,kadın hastalanacak diye telaşlıyız. Annem panik atak ve uzun süredir ilaç kullanmıyor, gözüm öyle üstünde ama her ne olduysa ömründe olmayan sakinlikle annesinin yanında, ancak kardeşleri geldiğinde 4'ü bir acı yaşayabiliyor.
Ertesi gün annemler sabah hastaneden alıp gusulhaneye bırakıyorlar dedemi ve eve bizi almaya geliyorlar.Yıkanmadan önce son kez görelim helalleşelim diye bizden sonra erkek torunlar ve kardeşleri giriyor yıkamaya. Orada yatana kadar gerçekten gittiğini anlayamadım sanırım, bilmiyorum öyle acayip ve karışık şeyler hissettim ki. Dağ gibi adam orada öylece yatıyor, bembeyaz..yüzü gülümsüyor ahh nasıl güzel pamuğum benim.Herkes bağırıyor,ağlıyor,dua ediyor artık sesleri ayırt edemeyecek haldeyim ta ki ayağına dokunana kadar işte o soğukluk tuhaf..ölümün fiziksel hali. Nereye gideceksin şimdi diye düşünüyorum dedem,bundan sonra ne var,bizi görüyor musun acaba bak hepimiz yanındayız, ben senin üstüne o toprağı nasıl atarım dedem.. Kız kardeşi onun deyimiyle "bacısı" köyünden toprak getirmiş gelirken bir diğeride hacdan getirdiği zemzem suyunu getirmiş.Kardeşleri İzmir'de defnediyoruz diye hepimize kızgın "yuvası burası değil abimizin, köyümüze götür meliydik" diyorlar sürekli ama olur mu hiç,bizim kimsemiz yok oralarda o bizim canımız, onu ziyaret edecekler çocukları ve torunları hep İzmir'e geliyor. Hem bak yolumuzun üstünde mezarlık hepimiz hava alanına gitmeden yine uğradık, hiç boş bırakmadık. Böylesi uygundu,yanımızda kaldı.
Her şeye alışılıyor tabi sonuçta hayat devam ediyor ama cumaları arayıp duanı almak,Berkay'ın "ay dedeeee" diye sana seslenmesiyle aydınlanan yüzünü unutmak mümkün mü? Acaba ben öldüğümde ne olacak diyorum,çocuğuma kim bakacak yada acaba önce ben mi giderim ki, nereye giderim, mezarımı bilecek iki nesil olacak sonrası yalnızlık..gelip geçiyoruz işte. Allah sıralı ölüm versin de evlat acısı yaşatmasın kimselere.Ölümün bile hayırlısı derdi dedem "rabbim elden ayaktan düşmeden,kimseye of dedirtmeden,yataklara düşürmeden alsın beni yanına" derdi öylede oldu zaten.86 yaşında adam yoldan bizden hızlı yürüyordu, o gün pazara gitmiş sabah üzümle şeftali almış aldığı son meyvelerinden yedik. Sonra oturup videolarını izledik hem güldük hem ağladık.
Ananem falan öyle değil bak dedem başkaydı o filtreli programları açıyorduk hem gülüyor hem kızıyordu ama bizi kırmadan konuşuyordu "dedeyin boynuzu çıkardınız, kedi köpek tavşan ettiniz dedeyi" diyordu hemde "hadi gel aç bakim şunu,gel bi dede öpsün haşere çocuk" diyordu.Güzel dedem mekanın cennet olsun. Rabbim bizlere sen az senin ki gibi güzel ve sağlıklı bir ömür versin, çocuklarımızın sağlık ve huzurla büyüdüklerini görmeyi nasip etsin.
Dedemin en küçük kardeşi öylesine benziyor ki ona o gece kapıdan girdiğinde dayanamadım. Sabah o amca ananemin yanında otururken Berkay geldi ve koşarak kucağına gitti "ay dedemmm sen hastasın diye geldik,sen iyileştin mi hadi yazlığa gidelim o zaman burada kalmayalım" diye boyuna sarıldı. Hepimiz gözlerimiz dolu izledik. Eşimle ortak ölüm anlatma konusunda kesin bir kararımız yoktu ve açıkçası orada konu çok kargaşaya geldi, zaten çocuğu bırakacak yerimde yoktu orada gördü her şeyi, ağlayan teyzemle anneanneme gitti sürekli gözlerini sildi hep sarıldı. Daha önce bu yazıda bahsetmiştim muhabbet kuşumuz ölmüştü neler yaşadığımızdan ve çocuklarla ölüm konusunda ne düşündüğümden.İkindi vakti geldiğinde mezarlıktaki camide toplandık,tabutu başında vakit gelene kadar konuştuk,dua ettik. Fotoğrafı da konulmuştu tabutun yanına ee babası anlatmış bak dede burada artık dedeyi göremeyecek, sarılamayacağız diye.Onun inancına göre öyle tabi.Zaten çocuk tam anlamıyor olup biteni soruyor, arada videolarını izliyoruz ben ağlıyorum diye "açma bak ağlayacaksan anne tamam hadi kapatalım" diyor gelip sarılıyor.
Üçüncü günüydü lokmacı geldi kapıya o gün daha da üzüldüm.Her İzmir'e gittiğimde "dede hadi bi aşağıları dolan gel bana lokma bulsana" diyordum.Hiçte boş gelmezdi çünkü gavur(!) İzmir'im de mutlaka hayrına lokma döktüren birileri olurdu. Fatiha okurdum hep tabi fakat hiç düşünmezdim kimmiş,nesiymiş falan diye şimdi diyorum ne büyük acı. Lokmanı da yedim ya dedem Allah kabul etsin. Günlerce yemek verdik, lokma döktürdük her yerde gittiği caminin önünde,evin önünde falan, dualar okuttuk okuduk, helvasını da kardık herp beraber dualarla ve dağıttık.. O çok severdi yedirmeyi bizde onun için yaptık ruhuna gitsin inşallah. Artık dualarımda hep dedem de olacak.Dün yedisiydi biz evimize işimize döndük.İki teyzem hala orada ama sonra biz gideceğiz bir süre ama sonrasında yalnız kalacak anneannem. Birde işin şu "el" denilen kısmı var. Karşı komşusu kızı ve oğlu gibi gördüğü Kamer ablamız var.Çocukları nasıl koşturdu,nasıl yardım ettiler her şeye, Allah bin kere razı olsun. Bazen kanından canından yapamadığını yedi kat el dediğin yapıyor ki zaten onlar çok uzun zamandır ailemizin bir parçası.
Hiç içimde olduğunu fark etmediğim bir şeyde uçakta evimize dönerken ortaya çıktı.Annem zaten sıkıntılı malum, uçak kalkarken falan hep elini tuttum ama iyi idare etti.Çok sıkıntılı ve herkesten önce kendini düşünen bir insan, başkasının acısıyla ilgilenmez ama yinede yanımda olduğu için destek olmak istedim. Bir an öyle bir tirbulansa girdik ki normalde bana bunlar doğal gelir ama hep ama bu sefer (Berkay uyuyordu sadece ona döndüm) "neyse bir şey olsa da, ölsek de arkama kalmayacak benimle beraber" dedim ve çok utandım nasıl bir bencillik bu ya! Bana kimse bu konuda destek olmamıştı, annem babaannemi kaybettiğimde "nasılsın" diye dahi sormamıştı o yüzden örnek alabileceğim bir ebeveyn tavrı yok kendimce uygun olanı yapmaya çalışıyorum.
Burada ne kadar zamanımız olduğunu bilemiyoruz. Durum bu iken 4 yaşında bir çocuğa hayatın ne kadar kısa olabileceğini nası anlatırım..
5 Haziran 2018 Salı
Canım Ben
Oradan oraya atladığım bu konuyu hafta sonu gelen misafirimiz ile yaptığımız konuşmadan dolayı anlatmak istedim. Kadın enerji veren mağaralardan, meleklerle pozitif enerji veren yaşam koçlarından ve hatta gidip memnun kaldığı bir yerden bahsetti ve konu böyle açıldı. Ben bunlara inanmıyorum ,saadet zinciri bildiğin ama işte inanmanın gücü burada da ortaya çıkıyor. Placebo ilaç grubundaki denekler gibiler. "Çok iyi geldi 15 gün harikaydım!" eee sonra niye kötü oldun, bu durumun devamlılığı yok mu yani, sürekli göklerdekilerle bağlantı kuracak aracılar mı lazım? Bana göre enerji her yerde var,meditasyonun ve duanın iyileştirici gücüne inanıyorum ama geri kalanı para tuzağı gibi geliyor. Reıkı daha kabul edilebilir görünse de her yerde türeyen bu şifa merkezlerininde inandırıcılığı artık tartışılır. Yaşam koçluğu ve bilmem ne masterlığı sertifikası dağıtılan sürüyle merkez var. Nefes terapisti olmuş bir yaşam koçuna bakıyorum sosyal medya hesabına gelen eleştirilere öyle saldırganca yorumları var ki kendine faydan olmamış,kime ne yararın dokunur diye düşünüyorum. Karşınızda ki insanın enerjisi, konuşma şekli,vücut dili,ses tonu hem size yansıyan enerji hem güvenirlik açısından çok önemli. Self-compassion ile ilgili çok video izledim ama mesela ilk aklıma gelen Kristin Neff oldu o sakince anlatımı, sesi beni etkilemişti. Linkini anneme attım. Ben böyle şeylerden bahsedince sanki tarikata girmişim gibi bakıyorlar:) Bir dönem Mevlevihane' ye sıkça giderdim o dönemlerde hayatıma "sabır" kavramı girmişti. Daha sakin ve anlayışlı olmayı gördüm. Sözle anlatıldığında yada çok satanlar bölümündeki birbirinin aynısı kişisel gelişim kitaplarında ki gibi yapmalısınız,şöyle olmalı,olmuyorsa sorun sizdedir vs gibi değilde olduğu gibi olan insanlardan,gelişime ve eleştiriye açık insanlardan görmek..onlarla yaşamak daha etkili. Tabi sadece gördüm, öğrenme kısmı ise çoook az. Maalesef çok sabırlı bir insan değilim. Gerçekten çaba gösterdiğim zamanlar da bile bu benim için zor.
Sonra Reıkı den bahsettik. Bir diğeri kızının plates hocasının Reıkı yaptığından bahsetti.Bel ağrısına iyi gelmiş,gelebilir. Bir yönden rahatsız çünkü ona sanki dinle ilgili gibi gelmiş ama aslında her hangi bir dine bağlı değil. Ben Reiki'nin ilkelerine ve evrensel yasasına daha bu kavramla tanışmadan yıllar önce zaten aşinaydım. Yaşam gücü enerjisi azaldığı zamanlarda stres arttığında hastalıklara daha açık oluyoruz diye düşünürdüm. Her zaman olumlu düşüncenin hem bedensel hem ruhsal olarak iyileştirici gücü olduğuna inanırım. Duanın ve şükür'ün mutlaka karşılığı olduğuna inanıyorum. Dönüp dolaşıp bu konular hep inanca geliyor sanırım.
Kendini sevmek de narsizim değil, ben kendimi seviyorum. Kusurlarımı da sevmeye çalışıyorum sonuçta kimse mükemmel değil, kendimi başkalarıyla kıyasladıkca eksik hissedeceğime herkesin kusurları olduğunu "kabul" ediyorum. Olduğun gibi görünmenin güzelliğini ve rahatlığını seviyorum.
Kendimi seviyorum, canım ben!
Çevreme, doğa anaya ve onun çocukları olan hayvanlara saygı duyuyorum.
Sağlığım için şükrediyorum ve onu korumaya çalışıyorum.
Negatif düşünmeyi ve kötü sözler söylemeyi azaltmaya çalışıyorum.
Kin tutmak en çok bana zarar verir, ilahi adalete inanıyorum.
Ne ekersen onu biçersin, ilahi plan nihayetinde vuku bulur.
16 Nisan 2018 Pazartesi
Sadece Dinleyebilmek
Geçtiğimiz hafta blogcuanne.com da konuk yazar bir kadın başından geçen "konuşulamayan" konulardan olan kürtaj hakkında kendi yaşadıklarını anlattığı bir yazı kaleme almış ve sevgili Elif'te bizlerle paylaşmıştı. Buraya kadar normal gibi olan bir blog yazısı neden bu kadar saçma yorumlar aldı anlayamıyorum hatta İnstagram hesabından daha da ağır eleştiriler geldi. Yorumları okudukça dehşete düştüm. Kadın kadının düşmanı zaten onu biliyoruz ama bir konu hakkında herhangi bir fikir paylaşmadan önce empati kurabilmek, bunu sanki kendi kız kardeşimiz, teyzemiz, kuzenimiz, bir yakınımıza yorum yapıyor gibi yazabilmek neden zor? Herkes dinden bahsetmiş ama tanımadığı birini bu kadar kırıcı şekilde eleştirebilirken, kalp kırmanın günahını kimse düşünmemiş.
"Korunun yahu korunun!" diyebilmiş şekilde yorum yapanlar var mesela ama hiç bir yöntem %100 garanti vermiyor ki hem condom hemde spiralle hamile kalan arkadaşlarım var benim. Durumları kötü olan insanlar bakamayacakları bir çocuğu dünyaya getirmeme kararı veremeyecek mi? Kürtajın doğruluğu yada yanlışlığı tartışılır ama bu bana düşmez. Benim fikrim herkesin bedeni üzerinde kimseye hesap vermeden ne isterse yapabilmesinden yana. Toplumun yada ailenin ne dediğine göre yaşarsak ne kadar mutlu oluruz? Bu zaten çok zor bir karar. Hem hiç bir kadın güle oynaya gitmiyor kürtaja üstelik hem fiziksel hem psikolojik olarak ta çok zor bir durumdalar.
Karşımızdaki anlattığında sadece dinleyebilsek bazen, cevap vermeden, yadırgamadan.. Sözle bile destek olmadan..sadece dinleyebilsek. İhtiyacı olan omzu uzatıp yaslanmasını sağlasak ve o anlatabilse.. İçinde kaldıkça daha çok üzülüyor insan. Neden bu kadar acımasızlaştı insanlar?
11 Nisan 2018 Çarşamba
Mini Bahar Kaçamağı Ve Alaçatı Ot Festivali
Havalar harika değil mi? Bizde bu güzel havaları fırsat bulduk ve soluğu İzmir'de aldık. Aslında hedef Sakız adasında ki Roket Savaşlarına katılmaktı ama oralardan iki günde dönemeyeceğimizi bildiğimiz için adaları uzun bir zamana bıraktık ve bu sefer Alaçatı Ot Festivalinde bulduk kendimizi.
Gerçi bizim kaldığımız yerde zaten harika köy pazarları ve yeşilliğin her çeşidi olduğu için festivaldeki fahiş fiyatlı ürünlere kanmadık ama festival havası işte çok eğlenceli ve farklı bir ortam. Bol otlu böreklerden meşhur Çeşme Limonatasıyla kaç tane yediğimden bahsetmiyiciğiimm:)) Üstelik sonra Kumru ve midyede yemedim:))) Çeşmede harika damla sakızlı muhallebi ve dondurma da yapıyorlar gideceklerin aklında olsun.
Gelmişken benim de özlediğim lezzetlere gömüleceğim kesin. Sabah şehre indik Pasaportta boyozla kahvaltı sonra Hisarönünde enfes Kaymaklı Şambali yedim. Minnağımı gezdirmeyi düşündüğüm bir kaç yer vardı mesela Atatürk Müzesine gittik. Kızlar Ağası Hanını gezdik. Asansöre geçen sefer götürmüştüm bu sefer orayı geçtik onun yerine Teos Harabelerini ve Sığacık Değirmenini gezdik. Her köşede lokma dökülüyordu kayıtsız kalamadım sizin yerinizede yedim:) Gitmeden bilerek tartılmıştım, gelince bir baktım 1.7 kg fazla üstelik 20 gün kadar kaldığım Avusturya'dan bile 650grm alarak dönmüştüm hemde vücüdumun %60 kadarı tatlı, geri kalanı birayken! İzmir yaradı bize oğlanın yanakları al al oluyor her gidişimizde. Instagram arşivim geziden kalan fotilerle dolu ama aldığım otlarla yaptığım tarifleride buradan paylaşırım artık:)
Ertesi gün kalabalığa hiç girmeden tüm gün plajda takıldık. Denizin kokusu, dalgaların sesi ve güzelim imbatın keyfini çıkarmak gibisi var mı? Kamyon,kepçe,kova,kürek ne varsa atmıştım arabanın arkasına. Sandviçlerimizi ve Sığacık pazarından aldığımız Ebegümeci ve enginar dolmasını, otlu ve kıymalı börekleri, damla sakızlı kurabiyeleri, mücverleri ve içeceklerimizi de alıp saatlerce yerimizden kalkmaya bile ihtiyaç duymadan oturduk. Denize girerdim ama minnakı zaten zor tuttuk, gitti geldi ayaklarını soktu o yüzden kıyıda takıldım. Tv falan olmadan akşamları üçümüz sohbet edip sonra erkenden uyuduk bu bizim için garip bir deneyim oldu. Hepimizin evde meşgul olduğu bir şeyler varken aslında hep üçümüz olsakta pekte baş başa sayılmıyormuşuz onu anladım. Üstelik sabahta erkenden ve uykumuzu tam alarak gayet ernerjik kalktık.
Böyle ufak kaçamaklarda olmasa bu koşuşturmalı hayattan nasıl zevk alacağız değil mi? Şuan evde dünya iş var ama aklımda Düzce'de Torkul Yaylasına gidip kamp mı yapsak yoksa iki gün Mudanya mı yapsak diye düşünceler var:) Hafta sonları Dedeağaça geçip yemek yiyip gelmek artık hayal olacak gibi maalesef.
Euronun ve doların durumu düşünüldüğünde bundan sonra biraz zor gibi gözükse de bakacağız bir çaresine.
2 Nisan 2018 Pazartesi
Ruh Halim
Bu aralar sosyal medyada fazla aktif değilim, akşamları minnak uyuduğunda film izliyor çoğunlukla kitap okuyorum. Bazı sabahlar acaip enerjik oluyorum bazen yastığa gömülüp sürünerek kalkıyorum.Geçen hafta işle ilgili bir sıkıntı yaşadık ve tüm verdiğimiz kararları etkileyecek gibi duruyor,İzmir'e gidemeyebiliriz yani şehir değişikliği planları askıda şuan yinede Sinop'ta bir dağ evi yaptırmak daha küçük ölçekte bir plan olduğu için o devam ediyor. Bu olay canımı gerçekten çok sıktı. Okul olayını ne yapacağız işte o çok büyük sıkıntı, ondan daha geniş bahsedicem..
Birde bu sıkıntılardan mı yoksa bahar havasının verdiği o psikolojiyle mi bilemiyorum artık kendimi temizliğe verdim:))) Dip,köşe eve giriştim ama ne temizlik anlatamam..en son kollarım kopmuştu o uyuz fransız balkon camları silerken.Üstelik sonra yağmur yağdı, hemde arap diyarlarından gelen çamurlu yağmur! Teşekkürler evren! Daha fazla yorum yapmıyorum aşağıdaki arkadaş gerekli her şeyi söylemiş zaten:)
13 Şubat 2018 Salı
Yenilik Arayışları
Bu seneki planlarımızda artık bu büyük şehir karmaşasından kurtulmak var ama gerçekçi olmak lazım, sonuçta yapabileceğimiz işler belli ve çocuğun da okulu var yani daha küçük ve sıcak bir şehirde oturup hafta sonları da kaçmak için küçük bir bahçe alabilmek. Şuan vaktimin çoğunu bu araştırma alıyor. Berkay önümüzdeki sene artık ilkokula gideceği okulun hazırlık sınıfına gitmeli çünkü çocuk sürekli okul değiştirsin istemiyorum.
Kısmetse bu yılbaşında taşınmış olacağız. Bana ailenden uzakta tek başına ne yapacaksın diyorlar ama başka bir ülkeye gidebilseydim açıkçası ilk tercihim orası olurdu, hemde ardıma bile bakmadan ama başka bir şehir fikri bile harika. Zorlukları muhakkak olacaktır ama olsun kimseden kaçmak için ekstra bahaneye ihtiyacım kalmayacak:) Zaten uzaktayım gelemem. Babamı özlerim tabi ama whatsupcım sağ olsun görüntülü konuşabiliyoruz.
Belli bir yaştan sonra yer değişikliği, yeni insanlar, komşular, okul ve iş.. Evet bazı şeyler zor olacak tabi ama zorluğu kabul ediyorum. Uğraşmak istiyorum! Umarım hayat karşımıza daha güzel şeyler çıkarır. Oğlum için daha küçük ve daha sakin bir yerde yaşama imkanı sunar. Hafta sonları kaçabileceğimiz bir sürü koy var mesela şuan düşüncesi bile beni bu kasvetli ofiste gülümsetiyor. Az önce annemle konuştum ne meraklısın uzakta kalmaya, kardeşin asla böyle şeyler yapmaz diyor.. Aman tanrım bu konuda yazsam roman olur cinsten bir konu o yüzden hayır olumsuz duygulardan bahsetmek istemiyorum.
Sadece küçük ve yeni bir başlangıç istiyorum. Hayatta hiçbir şeyin benden önemli olmadığını ve geçen dakikaları, saatleri kimsenin geri veremeyeceğini geç öğrendim. Hayatta beni yoran, yıpratan, üzen şeyler oluyor tabi ama bende onlar gibi, her şeyden önce kendimi düşünmeyi öğrendim. Bu , bilen bilir loğusayken ve sonrasında yaşadığımız bazı sağlık sorunları sırasında, ihtiyacım olduğu anda yanımda olmayan "sevdiklerim" tarafından öğretildi. Teşekkürler onlara, cidden ama teşekkürler çünkü bu konuyla bile barıştım artık içimde izleri kalsa da.. O zamanlardan beri motivasyonum daha yüksek, şikayet etmekten çok kimseyi takmadan keyfime bakar oldum. Kendi küçük aileme, kendi içime,çocuğuma yönelince bunun bize ne kadar olumlu dönüşleri olduğunu gördüm. Umuyorum ki daha sade ve huzurlu bir hayat bizleri bekliyor olsun ama ben sadece dilemiyorum, bunun için harekete de geçiyorum! Ailem ve sağlığım dışında bana çok ta şey lazım değil. Güzel başlangıçlara diyelim o zaman. Umarım yeni yıla yeni evimizde girebiliriz.
28 Ağustos 2017 Pazartesi
Yiyom Yiyom Pammuk Gibi Oluyorum
3 Ağustos 2017 Perşembe
Bir Gün...
1 Ağustos 2017 Salı
Tatile Gitti Gelicek..
8 Nisan 2017 Cumartesi
Ay Em Bek Bitcezz
Kardeşim müşavirlik sınavını kazandı sırada staj var sonra doktora ama evlenmek istediği için sanırım o iş biraz beklemek zorunda kalıcak sonuçta evlilik dediğin saçma şekilde bütçeyi kökünden sallayan bişiy..
Doğumgünü alışverişime bile kaç gün sonra çıktım şu sıkılgan halim geçer diye cıksss faydası pek olmadı.Tam şekeri azalttım derken köye dönen kayınvalidem baklava açmış,su böreği,tirit vs yapmış iyice yağa ve şekere bulandık:) Haftanın 4 günü egzersiz yapmaya devam ediyorum ve sabah kahvaltılarımı aksatmıyorum fakat öğleden sonra bir enerji düşüklüğüm var hatta tansiyonum kronik olarak düşük.Vitamin desteği falan almayı düşünüyordum bir ara ve üşenmiştim ayrıca kilo aldırır diye çekiniyorum ama bir doktora danışmam lazım bu durumu.
Seçim yaklaştığı için ülkedeki genel gerginlik canımı sıkıyor,belirsiz bir gelecek yüzünden endişeliyim.
Tüm bunlara rağmen bu hafta kocCamla (maşallah) gayet iyiydik ve "ikinci bir çocuk?" sorusuyla beni ... ay bilemedim uygun bir cümle dahi bulamadım o derece:)) Sanki ilkinde zerre yardımı dokunmuş gibi akıl verenleri zaten hiç saymıyorum!!! Kolik,mastist,hassas bebek,uyku ve tuvalet eğitimleri gibi kavramları tekrar hayatıma sokmaya hazır değilim!
Yarı zamanlı iş güzel ama yazdan sonra artık devamlı olucak oğluşun okul saatleri uzayıcak belki erken yetişicem vs orası belirsiz şuan.Tatili aslında bir ay yunan adalarında gezerek (aşırı turistik olanlarda değil) geçirmek istiyorum ama kocCam çocukla yalnız başıma birşey gelirse nooolcak diye endişeli illa yanıma birini eklemeye çalışıyor sanırım tıpış tıpış Kaş'a gidicem gerçi orayada aşığım o ayrı.
Offf şimdi kahve yapıp dünden kalan un helvasını götürüp vicdan azabını çekerken "big little lies" final bölümünü izliyiciiiim!
17 Mart 2017 Cuma
Ara Ara Çoşan Çekip Gitme İsteğim
22 Şubat 2017 Çarşamba
Henüz Zamanımız Varken
Lavabonun içinde yıkanmayı bekleyen bulaşıklar vardı ama kadının hiiiiç umuru değildi:))Oğluyla gönlünce tepişip,kudurmayı,eğlenmeyi ve mutlu olmayı seçmişti.
Evet belki durum biraz abartılı gözükebilir ve o bulaşıklar (bir önceki gün çok hastaydım) mutfak tezgahından yerlere kadar inmiş olabilir ama o an işte o anı kaçırmak istememek benim hakkım.Ben yemeğin ve dinlenmenin verdiği enerjiyle zaten bir gün önce yeteri kadar ilgilenemediğim evladımı, aman evim toplu dursun mantığıyla mutfağa girip bulaşığa girişip bıraksam o içeride yalnız oturup ya çizgi filmine bakıcak ya yanımda olmak istediği için paçalarımdan çekiştirip "yütfeeennn odama gelll" diye yakınacaktı.. Bulaşıklar bekleyebilirdi belki bi on dakika, belki bir yarım saat daha sonra yıkanabilirdi,önemli olan (benim önceliğim) oğlumla doyasıya gülüp,manasızca hareketlerle zıplayıp dans edip eğlenmek oldu! Ohhh iyide oldu! Bu noktada pembik evlerin sultanısı anaların kalp spazmı geçirdiğini tahmin ediyorum.Hatta bazıları acımasızca yorumlar yapar,bazılarıysa bilmiş bilmiş "biz anamızdan böyle gördük efenim,ev toplu oluncada oyun olur çocuğu böyle alıştırmamalı hedö hödö.." minvalinde ahkam kesebilir.Fakat evim temiz sadece dağınık çünkü içinde bir çocuk ve bir aile "yaşıyor" ,yaşanmışlık evimin her köşesinde.Dekorasyon dergilerinden çıkmış bir daire istemiyorum yinede her sabah topluyorum evet ama dağılınca kendimden geçmiyorum,çocuğumun vaktinden bunlar için çalmıyorum!
Salonun ortasına bomba düşmüş gibi olabilir fakat hayal dünyasında kurduğu oyunu elektrikli süpürge sesiyle bozmuyorum.Eninde sonunda topluyoruz beraber.
Kurabiye yaparken şekillendirmesine izin veriyorum, istediği kadar şekilsiz gözüksün düzeltmiyorum.Üstünü günde birkaç kez değiştirmek zorunda kalsamda kendi yemesini destekliyorum. "Pissss,pasaklııı,pirelenicek,ayyy ısırcak bak" diye dışardan belli belirsiz müdahele gelsede sokaktaki canları sevmesini gururla izliyorum! Parkta gönlünce oynamasını,su birikintilerinde zıplamasını seviyorum.Kendi kendini mutlu etmesini gözlerim dolarak izliyorum.Daha o gün temizlediğim banyoda küvetten sular fışkırtarak oynamasını gülerek izliyorum,sırılsıklam oluşuma katılarak gülmesini seviyorum.
İlk günden beri her gece yatmadan yatağına gidiyor,üzerini örtüyor ve kulağına fısıldıyorum "seni seviyorum,seni çok seviyorum oğlum iyiki varsın,bizi çok mutlu ediyorsun" ve yavaşça öpüyorum.Bilinç altına işliyordur diye düşünüyorum belki bir gün o fısıltıları hatırlar yada sadece güzel bir his olur içinde bilemiyorum.. Yanına uzanıyorum parmaklarımı saçlarının arasında dolaştırıyorum ve ona nasıl doğduğunu,çok komik olduğunu hikayeymiş gibi anlatıyorum.Yatmadan önce "bişiiy dicem gel otur şöyle" dediğinde yüzünü yoğurarak sevmek istiyorum ama uykusu açılır diye korkuyorum çünkü bir an önce uyumalı bende accık dinlenmeliyim diiil mi? Evet benimde kendi önceliklerim var,eşim ve çocuğum içinde var ve en son ev/iş geliyor.İşler öyle yada böyle haloluyor ama geçen zaman gerı gelmiyor..Anı yaşamalı,keyfini çıkarmalı!
Valla ben çocuğu sevmek için yaptım dekor için diiilll, henüz mıncırılmaktan zevk alıyor utanma,sıkılma hissetmiyorken ve hala izin veriyorken(!) doyasıya sevmeliyim..hala zamanımız varken..
27 Ocak 2017 Cuma
Anne'nin Mola Hakkı (!)
25 Kasım 2016 Cuma
Yetişkin Saati Uygulaması
6 Ekim 2016 Perşembe
Kulak Kıkırdağı Deldirme(yinn) !
6 Eylül 2016 Salı
Buluttan Şekiller
15 Ağustos 2016 Pazartesi
Huzur Bulduğum Yerden
...Ama o Zeus'u da görüyordu
çok pınarlı İda'nın en yüksek doruğunda,
görünce de korku kaplıyordu yüreğini...
...Hera dosdoğru yürüdü Gargaros doruğuna,
İda'nın en yüksek tepesiydi bu....

















