çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2018 Çarşamba

Sorun Brokoli de Değilmişşş !


   Sorun brokolide değil bende demiştim ya daha önce işte arada neler yapıyoruz, yeme düzenimiz nasıl gidiyor bahsetmek istedim. İceoğlan geçen gün bana dedi ki "eline sağlık anne yemekler güzelmiş ama bezelyeyi sevmiyorum, yine de biraz yedim, çünkü değişik şeyler denemek güzeldir." Demek ki reddetme modellerinden birini bozabilmişim,gerçeten çok mutlu olduğum bir andı.Tabi ki yemediği şeyler var ama olsun,bende her şeyi yemiyorum sonuçta.. Bazı şeyleriyle dil ucuyla,yalayarak yada koklayarak deniyor. Ama o mandalinayı emip emip posasını tabağa çıkarması beni maf ediyor böykkk:( 

  Berkay yaklaşık bir aydır (bebekliğinden sonra) tekrar brokoli ve karnabahar yemeye başladı. Ama işte gel gör ki nasıl yiyor. Vallahi utanıyorum söylemeye ama "gaz bombası" olacakmış diye, kahkahalar atarak hüpletiyor ama sadece bol limonlu ve zeytinyağlı halini. Sarımsak acıymış sevmiyor. İki yemek kaşığı kadar tüketiyor, bir yandan da "hahahah bugün tam bir gaz bombası olucam hihihi" diyor. Bende gülüyorum "offf yandık yaa, kapıları kitlicem, gece benim yanıma gelme diye,böykkkk" diye cesaretlendiriyorum. Kendimden utanıyorum evet ama pişman değilim:) Bir arkadaşım var "ay bunu senden hiç beklemezdim" dedi. Ne yapayım peki? En azından zorla değil gülerek ve severek tüketiyor. Yalan da değil yani bildiğin gaz bombası:)) Ayıp ayıp, kocca kadın çocuğunu nasıl teşvik ediyor diyebilirsiniz tabi ama napim a dostlar? 


   Çocukların dillerindeki tat hafızasının ilk 5 yılda geliştiğini okumuştum özellikle ilk 3 yıl kritik önem taşıyormuş. Bende her gıdayı değişik formlarda ve belli aralıklarla tekrar ederek ona sundum. En azından tabağında her zaman bir iki çeşit renkte sebze olması gerektiğini bir süre sonra kabul etti.Zorlamayınca ve mutfakta benimle yemek yapmaya teşvik edince yaptıklarımızdan tatmaya kendi gönüllü oldu. Tatmayı istemesi bile gerçekten güzeldi."Yutmak zorunda değilsin ama bir tadına bakmalısın". Sebzeleri yıkamak,kesmek, kokusunu alması,hissetmesi ve sürece dahil olmasının ben faydasını gördüm. Balkonda saksılarda biber,nane,salatalık gibi sebzelerimiz var yada köy de bahçede daha çok ilgilenip suladığı,baktığı ağaçları,bitkileri var. Dikkat ettimde tohumunu ekip,sulayıp ilgilendiği şeylere karşı daha ilgili. Naneleri kopartıp kopartıp ağzına atıyor mesela.Salatalıkları dalından çekip alıyor ve üstüne sildiği gibi kütür kütür yiyor:) Hatta daha önce burada yayımlamıştım ev yapımı ranch sos yapmıştım onunla havuç vs yiyebiliyoruz bazen. Bu tarz soslar da bazen teşvik edici olabiliyor. Yani ben teşvik etmek adına baya uğraştım diyebilirim.

  Her şeyden önemlisi de "çok sağlıklı,faydalı,yararlı" gibi kelimeleri sık kullanmadığımı belirtmiştim. Çünkü pozitif anlamları olsa bile, cümle içinde kullanış şeklimiz sebebiyle ve sürekli tekrar ediyor oluşumuzdan dolayı olumlu anlamlarını kaybediyorlar. Bizim içinde öyle değil mi diyetteyken ki halinizi düşünün mesela daha çok yiyemediklerinize odaklanıyorsunuz değil mi? Yoksunluk hissi kötü hissettiriyor tabi.. Çocuklara dönersek "Bak bu senin boyunu uzatır yavrucuğum" cümlesi belli bir yaş grubunda ki çocukların ilgisini hiç çekmiyor canım. Çünkü uzun vadeler umurlarında değil, kısa vadeli sonuca bakıyorlar.Baktı ki uzamıyor ıhhh umursamıyor. Hem kabul edelim çoğu sebzenin tadı pek iştahla yenilecek şekilde değil üstelik gaz yapıyorlar.Kale,brüksel lahanası gibi aşırı gaz yapan şeyleri vermiyorum ben mesela.Zaten o nasıl bir kokudur yahu.. Ben daha çok kereviz,kabak,enginar ve aslında her çeşit ota bayılırım. Çocukken annem çok zorladığı için tükürür yada kusarmışım fakat doktor zorlamasıyla beni rahat bırakmasından bir kaç ay sonra yemekle aram düzelmiş, o zamandan beride hiç bozulmadı zaten:) 
  Yani zorlama,kavga yada tehdit/rüşvet bir işe yaramıyor yada kısa sürede günü kurtarıyor. Ayrıca rüşvet sunulan gıdanın itibarını kaybettiğini düşünüyorum."Bu yenilecek gibi değil ama yersen dondurma alırız" mesajını verince onlarda "demek ki zor yenilen bir şey ki karşılığında ödül var" diye düşünüyorlardır. Bu da çocuktan değil bizden kaynaklı bir yeme sorunu oluyor. Suçlu yine biziz yani canım.
 Yemekler hakkında konuşmayı denedim bir kaç kez.Mesela spor yapmayı çok sevdiği için tahıl grubunun enerji verdiğini,proteinlerin kas yapmasına ve güçlenmesine yardımcı olacağını söyledim.Hatta hastayken yada biz hastayken işte portakaldı,kiviydi ne bileyim nar vs gibi şeylerin içindeki c vitamini iyileştirir,ishal olunca yada kabız oluncacanın yanıyor karnın ağrıyor ama işte muz yada elma,armut gibi şeyler bunlara iyi geliyor gibi konuşuyoruz. Aslında biz herşeyi konuştuğumuz için bu bana normal geliyor yoksa her çocuğun ilgisini çekecek bir konuşma değil:)) Hurma,çiğ ceviz/fındık/badem gibi şeyleri evde hep bulunduruyorum kutu oyunları oynarken sunuyorum mesela eğlenceli vakit geçirirken iyi gidiyor.Hatta yer fıstığı ayıklamak baya eğlenceli oluyor ama etrafı batırması beni geriyor:) Ama bu sene 10kg taze fasulyeyi babasıyla beraber ayıklayıp,kılçıklarını falan temizlediler (berkayın katkısı genelde saplarını kırmak oldu ama olsun) buradan kendilerine teşekkür ediyorum:) 

  Ben en çok ıspanak üzerinde niye bu kadar ısrar var asıl onu anlayamıyorum. Ispanak yemeyen çocuk niye bu kadar dert ediliyor? Onun yerine pazı var mesela. Okulda söyledim mesela öğretmenine "ıspanak yemeyebilir bunun için zorlamayın lütfen". Çünkü çocuk soruyor ve bende ona yalan söylemiyorum, ıspanağın bir yararı yok yani varsa da kilolarca yemek lazım.Çocuk boş yere kendini bunun için zorlamasın. Yinede yediriyorlar galiba geçen gün şikayet ediyordu çünkü. Ay birde çok bilinen ama aslında demir miktarını azaltan ıspanakla yoğurt yemek var.Bazı gıdalar beraber alındıkları yiyecek yada içeceklerle etkisini attırıyor yada azaltıyor.İlk ek gıda döneminde buna çok dikkat etmiştim ama şimdi çok dert etmiyorum yalan söylemeyeyim. 


   Okuldan gelen yemek listesine çok dikkat ediyorum çünkü öğlen yediğini akşam istemediği için hem okulda, hem evde aynı yemek olduğunda sinirleniyor(!) Evet bir gün yediğini ertesi gün yemeyi sevmiyor. Hatta bir gün aynen şöyle dedi "acaba üşendin mi yoksa gezmelerden mi geldin de aynı yemeği yiyoruz biz anne!? he anne?" Yengem o sırada evdeydi kadın hala anlatıyor bu anısını:)) Aa bu arada salata konusunda biraz seçici gerçi soğan banada dokunduğu için çok sevsemde eklemiyorum.Mevsime göre salatasının içeriğine kendi karar veriyor,bende izin veriyorum.Turpları bir çok deneme sonrası dışı beyaz içi pembe olanını sevdiğine karar verdi buna biraz havuç ve kıvıcık ekleyip yağ,limon ve tuzla yiyor.Havuç gibi sert gıdaları tüketmesine diş doktoru da teşvik ediyor. Hem meyve ve sebzelerin farklı formlarda,sıcaklıklarda servis edilmesi çocukların daha olgun bir damak tadına sahip olmasını sağlıyor. Kurutulmuş,konservesi yapılmı,püre yada sıcak soğuk,buharda pişmiş gibi..

  Kötü anlaşmazlıklar ve başarısız biten anlaşmalar sonrası "sağlıklı" yiyeceklerle barış yapmak.. Var mısınız? Önce şu "ama sağlıklıııı" lafını bırakarak tabi. Kelimelerin gücü önemli! Sağlıklı demek bizim toplululumuzda maalesef  "tatsız, tuzsuz, yağsız, berbat" ile eş değer. Çocuk yada sebze sevmeyen bir yetişkin daha "sağlıklı" lafını duyduğu anda olumsuza kodlanıyor. O yüzden bu ifadeyi bırakıyoruz. Ben bıraktım bile."ayy çok lezzetli ham hum" la da çocuk mu kandırıyorsunuz siz:) Küçük ve sevimliler evet ama safta değiller! 

Reklamlar ve dizilerin bu sebze sevmemeyi doğal birşeymiş gibi lanse etmesinden de şikayetçiyim ayrıca. Ben bu durumdan gerçekten çok rahatsızım yani sebze yemeyen çocuğu üstelik kereviz yada işte kabak vs gibi özellikle adını vererek hatta o sırada çocuğun ekşimiş surat ifadesinide göstererek, işte bunu ketçapla yemek çok eğlenceli, şunla tüketmek çok lezzetli gibi lanse edilmesi aslında doğru değil. Son zamanlarda annelerin çok güzel bir imza kampanyası oldu hatta her türlü sosyal mecrada yayımlandı ama sanırım sonuç vermeyecek. Hani şu giyim mağazaları yada kitap evlerinde satılmasını istemediğimiz jelibon,şeker vs gibi saçma sapan şeylerle ilgili. Şimdi birde makarna makinamız var marcato 150 model ve inanılmaz eğlenceli oluyor uğraşmak. Bir iki tarif deneyelim bakalım tutarsa buradan da paylaşırım artık.


  















19 Haziran 2018 Salı

Makinelerin Yükselişi


      Bir kaç ay önce köye babaannesine gittiğimizde Berkay banyoya girmişti o tam tuvaletini yaparken çamaşır makinesi sıkma moduna girmiş ve kadın artık nasıl tıka basa doldurduysa içini zangır zangır titremeye başlamış.Çocuğumun şansına sen altındaki ayak kırıl bunun üzerine doğru gel.. Çığlıklar gelmeye başlayınca koştuk bir baktık ki çocuk altı çıplak çıkmış kaçıyor. Orada kaldığımız bir kaç gün tuvaletini bahçeye falan yaptı:) Ne yapayım bir türlü ikna edemedik. Kadın da üzüldü ama "sen erkeksin,erkekler ağlamaz" dediği anda asfalyalarımı arttırdı. Çocuk daha beter tepki veriyor " ben erkek değilim ben daha çocuğum sen niye anlamıyorsun,istemiyorum işte" diye. 
   O günden beri makine çalıştığında artık banyoya tek giremiyor. Tuvaleti varsa tutuyor,elini yıkamaya bile bizle gidiyor. Neler denedim ama ikna edemedim. Artık gerçekten yoruldum o yüzden o gelmeden yada uyuduğunda çalıştırıyorum makineyi. Yine boşaltmaya bana yardıma geliyor ama mesela fişte takılıysa hemen uyarıyor "anne fişten çek çalışmasın kendi kendine,sakın bozulmasın" , "anne bozulursa yürü dimi makine" hatta banyodayken göz ucuyla makineye bakıp " canım çamaşır makinem ben onu çok seviyorum o bozulmasın,yürümesin hiç". Ay güleyim mi ağlayayım mı artık şaşırdım.

Evde geri kalan elektronik eşyalara karşı bir korkusu yok ama sanırım o gün yaşadığı şeyi atlatamadı, bende düzgün destek veremedim:( Babasında söylüyorum ama anlamıyor "korkulacak ne var ki" diyor çocuğa sanki anladı el kadar çocuk. Saçma hikayeler,kıyaslamalar,ben hep böyle yaptımcılar.. Yahu tavsiye istiyorum evet ama sana akıl ver diyen olmadıkça neden çocuğa dönüp "aaa koca adam oldun sen bundan korkulur mu yahu" diyorsun. Sen evde tek kalamıyorsun ya bu yaşında, karanlık bir odaya girerken ışığı açıyorsun ya! Korkmanın yaşla ne alakası var ya ? Jurassic World izleyen bir çocuk bu,hayalet Avcıları hatta bazen Harry Potter bile.. Onca vampirli, kurt adamlı, hayaletli şeylere bayıl ama gel çamaşır makinesinden kork. Neyse artık gelir geçer herhalde, üstüne düşmemeyi seçiyorum artık.


Birde merak ediyorum şu fotoğraftaki gibi bir sürü çocuk var nasıl sığdılar bunlar oraya nasıl girdiler yahu? Bizimki bir göre bunları "makine çocuğu yutmuşşşşşşşş" der bir daha yanaşmaz herhalde:))))

3 Nisan 2018 Salı

Evcil Hayvanın Ölümü

   Evimizin minicik neşesi Mimi' yi kaybettik:( Üstünden biraz süre geçti tabi yeni değil ama acısı hep taze böyle şeylerin. Sabah Berkay'ı okula geçirdikten sonra yanına gittim neden sesi çıkmadı diye o sırada fark ettim. Tabi bir önceki gece saatlerce oynadığımız ve oğlumun onunla kıkır kıkır gülüşmesi,saçlarına konması,  öpmesi aklıma geldikçe çok üzüldüm, oturup ağladım. Hatta ağladıkça rahatladım. 
   Benim şimdiye kadar 3 köpeğim, ikide muhabbet kuşum vefat etti.
Hatırlıyorum da annem bu konuda bizimle fazla konuşmamıştı. Babaannemi kaybettiğimizde bile ciddi bir konuşma yapmamıştık. Çok sonraları biriyle konuşurken benim ne kadar güçlü hatta bazen umursamaz olduğumdan bahsettiğini duydum. Hiç bir şeyden korkmadığımı düşünüyormuş ve bu sebepten de desteğe ihtiyacım olmadığını düşünmüş! Belki de ben bu yüzden oğlumla her şeyi konuşmaya çalışıyor, hiç bir konuyu üstün körü geçiştirmek istemiyorum. Zaten okuduğum kadarıyla çocuklara "ölüm" kavramını anlatan kişinin psikolojisinden etkilenecekleri için, ölümü içsel olarak sindirmiş birinin anlatması uygun olurmuş. 
   Benim için anlatmamak bir seçenek değildi. Benimle her duyguyu konuşabileceğini bilmesini istedim. Ayrıca bu yas süreciyle nasıl baş ettiği ileri ki yaşamında da yas ve kayıp ile nasıl baş edeceğine dair bir referans oluşturacağı için elimden geldiğince dikkatli davranıp,destek olmaya çalıştım.
   Biliyorum çağımızda ebeveynlik artık daha zor çünkü her şey travma sebebi. "Balığı öldü ayyy söylemeyelim, hemen yerine aynısından koyalım" gibi bir fikir çoğu kişiye göre daha normal. Ben ise önce geçiştirdim ama unutulur denilen süre geçmesine rağmen hala sormaya devam edince, kuşunun öldüğünü söyledim. Üzüldü, keşke daha iyi baksaydık hasta olmasaydı dedi ama sadece hastalıktan ölünmez her şey doğar ve ölür dedi. Uyuyor desen uyansın der,artık daha iyi bir yerde desen gidip görmek ister,kaybettik desen o ayrı bir boşluk oluşturur.. Ee soyut kavramları anlayabilecek bir yaşta değil. Anlattık yine de ama bu kadar basit kapanmadı konu çünkü sadece hastalıktan ve yaşlılıktan ölünmüyor. Konuştuk biraz..sıkıntı vericiydi. Dibimizde savaş var ve savaştan kaçan ,sokaklarda hayat mücadelesi vermeye çalışan binlerce mülteci var. Çocuk bunları görüyor çünkü her yerdeler,  haber değil ki kanalı değiştir görmesin! Dilendirilen çocukları görüyor, sokakta ölmüş bir hayvan da görebiliyor. Sonuçta hayat herkese adil davranmıyor, doğduğun coğrafya nasıl bir hayat yaşayacağın konusunda belli imkanlar sunuyor. Ebeveyni olmayan çocuklar, yuvada büyüyenler, şehit çocukları, sakat doğanlar, kanser olanlar.. Küçücük yaşında kendinden büyük sorunlarla mücadele edenler var. Neler neler yaşayan çocuklar varken normal olanı çocuğumdan saklamak onu gerçek dünyadan sakınmak istemiyorum.
   Ama her çocuğun yaşından ziyade duygusal yapısına göre anlatılabilecek bir tarz vardır diye düşünüyorum. Ben cenazeye götürmeyi tercih etmem mesela ama bunu da yapan çok. Bakıyorum da köylerde çocuklar baktıkları hayvanların kesildiğini görüyor hatta dağlarda avcılık yapanlar, haliyle çocuklarına da bunları öğretiyor. Hollywood filmlerinde görüp eleştirilen şu ölü süslenen evler vardır ya hani içinde insanların yaşaması yadırganır. Aslında imamların camilerde yaşaması ve büyük şehirler dışında morgların camilerde olması, dışarıda ölü yıkanması, çocukların bunlara şahit olması hatta kurbanlık kesilirken çocuklara izlettirilmesi, cenaze namazlarında en ön saflarda tutulmaları falan hiç konuşulmaz. Toplumumuzda pek tutarlı bir davranış modeli yok yani. Herkesin inancına ve yetiştirilme tarzına, kendi aile yapısına göre konuyu ele alış şekli değişiyor.
   Ölüm de doğum gibi normal. Ama herkes süreci farklı yaşıyor. Genelde insanlar kendi hazır hissetmediği yada karmaşık şeyler hissettikleri duygulara karşı ,işte ölüm gibi, çocuklarda travmatize duygular yaratabileceği için konuya değinmekten kaçınırlar. Oysa çocuğu kaygılandırmadan ölüm ve umuttan beraber bahsedilebiliyor. Bunun yolunu anlatan kitaplar fazlasıyla mevcut, içinden kendinize göre olan bir tane muhakkak ki bulursunuz.
Durduk yere her canlı bir gün ölümü tadacaktır diyelim demiyorum tabi ama vakti geldiğinde bundan kaçınmayı ben kendi adıma doğru bulmuyorum. Yaşam döngüsünden bahsediyoruz, mesela Aç Tırtıl bile ne evrelerden geçiyor değil mi? Yapraklar diziyoruz yan yana yeşil,sarı,kahverengi,mor ve kuru.. Onlarda değişiyor. Hayat aynı durmuyor. Derelerden akan su göle doluyor,göl hep aynı olduğu yerde ama içindeki yaşam değişiyor, o su biz fark etmeden buradan geçip denizlere ulaşıyor. Sürekli bir devir daim mevcut. İnsan doğuyor,büyüyor,seviyor.. Kışın doğa bile uyuyor ama baharla yeniden uyanıyor. Her şey sonsuza kadar yaşasaydı ne korkunç olmaz mıydı? Geçen gün sosyal medyada çok severek takip ettiğim bir anne sormuştu ölümsüzlüğü ister miydiniz diye, bende verilen sınırlı süreden memnunum dedim.
  Ölüm olmasaydı her şeyi erteler hep sonraya bırakırdık ama önünde sonunda bunun olacağını bildiğimiz için YAŞIYORUZ. Kimi zaman tadını çıkararak kimi zaman şikayet ederek.. Bu hafta sonu okuduğum bir çocuk kitabı "Natalie Babbitt / Ölümsüz Aile" bu konuda tekrar düşünmeye itti beni. Belki çok yakın bir aile yakınını kaybetseydik daha farklı konuşmalar da olacaktı ama şimdilik konuyu deşmeye gerek yok. Durduk yere çocuğu varoluş komasına mı sokayım:) İki post önce çocuklar için felsefe konusunda bahsettiğim kitaplarda da var bu konu. Kumkurdu kitabında da Zacharina' nın başından böyle bir olay geçiyor,okuyanlar hatırlayacaktır. Konuyla alakalı başka çocuk kitapları; Dedemin Adası ve Ben'in Gemisi olabilir. The Tenth Good Thing About Barney çoğu kişiden duyduğum ve tavsiye edilen bir kitap ama ben henüz okuyamadım. Annem Her Yerde diye bir kitapta annesini kaybeden bir çocukla ilgili ama o çok daha özel ve ağır bir konu tabi.
   Yani aklında ölüm kavramı yokken çocuğa bunu anlatmak değil de olduğu zaman yada merak edip sorduğunda geçiştirmeden bahsetmekten yanayım. Hayatın bize neler getireceği belirsiz tabi. Siz olsanız bu konuyu geçiştirmekten yana mı olursunuz yoksa anlatmaya mı çalışırsınız merak ettim.




22 Ocak 2018 Pazartesi

Bir Abimm Olsaydı


  
   Ona bir kardeş lazım, hemde şimdi, acilen lazım!? Eh bee evladım hadi şimdi yapıyorum desen, en az bir sene sonra elinde yani:)) Şaka değil daha geçen sene ki şu yazıdan hatırlanacağı üzere kardeş falan istemeyen minnak,artık büyüdükçe ve sanırım herkeste de gördükçe bir yoldaşa, oyun arkadaşına falan özenmeye başladı.
  Bu fikri benimsemesinde kuzenimin Berkay ile aynı yaşta olan kızı Hira’nın da etkisi çok büyük. Hira tam Türkçe konuşamıyor fakat anlıyor ama harika anlaşıyorlar.Yan yana geldikleri an kıkır kıkır gülüşmeler yükseliyor ve bulundukları her mekanda dikkat çekmeyi başardılar ama umurlarında bile değil:) Bıdıbıdı bir muhabbetleri var offf, bazen minnak isyanlarda geliyor “bu kız ne diyor hiiiiç birşey annamıyorum ben!” diye ama sonra hemen dibinde bitiyor.Biz dönünce o orada ,bizim ki burada çok üzüldü.
Şimdi gelelim asıl konuya, okula rutin görüşmeler için gittiğimde bir resim gösterdiler fakat yanına bir sürü özel not alındığı için buradan paylaşmak istemedim.Ama ilk olarak çizilen mutlu bir baba,ikinci olarak anne (elinde tornovida var!) ,tam ortada Berkay ve Hira var! “O benim kardeşim” diyormuş anlatırken.
  Okul psikoloğu bunun güzel olduğunu söyledi,o sırada Berkayla yaptığı konuşmayı aktardı.Ben içim paramparça tabi,acaba çocuk kıskandı mı,üzüldü mü falan diye düşünüyorum.Kızcağız "bana mumyalar,vampirler falan anlatıyor” dediğinde bile bu kadar önemsemedim (bundan sonra bahsedeceğim).Hatta bazı sorulara bebekle vs ilgili cevaplar vermiş.Mesela “biri sana seslensin ama bu kim olsun ve sana ne desin?” denildiğinde “Berkayyyy desin,bunu bana bir bebek desin” demiş!!! Sonrada gözleri uzaklara dalarak “herkesin kardeşi var ama ben evde hep annemle oynamak zorundayım” diyerek iç çekmiş?!  Vay nankör sıppa seniiii! Şimdi o kardeşe hazır diye düşünüyorlar ama sırf o üzülüyor ve aman yalnız kalmasın diye ben üremeyi düşünmüyorum.Bugün arkadaşlarıyla oyundan dönüyoruz, dönüp diyor ki “ne güsel tabi Ç.ın ablası var onlar hala oynarlar ama ben evde yalnız oynıcaağm.”       
Üzülüyorum ama anlatıyorum “ohooo ben kardeşimle pek oynayamazdım,hiç anlaşamazdık, o gördüğün kardeşlerde her zaman güzelce oynamıyorlar” diye ama o aklında bir şey oluşturmuş belli.Ağzından hiç kardeş yapın diye çıkmıyor yada istiyorum vs demiyor sadece mesajlar var şu aralar. Kim bilir bu ruh hali daha ne kadar değişir.. Çocuk psikolojisi benim alanım değil tabi, her zaman işaretleri doğru da yorumlayamıyorum fakat arada işte böyle destek almak iyi oluyor.
  Bu anlamda artık okulda güzel vakit geçirmesi ve orada sosyalleşmesi büyük avantaj diye düşünüyorum.Okulsuz ve evde tek olan çocuklarda bu açık nasıl kapatılıyor diye de soruyorum kendi kendime.Çünkü önümüzdeki sene okula gitmesin, böylelikle daha çok gezebiliriz, hemde zaten sonraki sene ilkokul hazırlığı olacağı için öncesinde eğlenceli vakit geçirelim istiyordum.Ama zaman ne gösterir onu bilemiyorum benim ki sadece plan şuan.Yani 3-6 ay arası vize alabilirsem büyük ihtimalle okula göndermem ama bakalım,kısmet. Bir yandan çocuk etrafında başka çocuklar olsun istiyor artık, oyunları çeşitlensin istiyor ve biz ona yetemiyoruz bu yüzden okula devam mı etse diye de düşünüyorum.Bu akşam babasını oynamak için ikna edemeyince,boyununu büküp ağlamaya başladı(!) “bi abim olsaydıııı o benimle oynardııııııı” dedi.Bende “canım eğer bir abin olsaydı emin ol çoktan odasının kapısını kapatmış ve başka dünyalara dalmış olurdu" dedim.Bu aralar kardeş üzerine lobi çalışmaları yapıyor.Kardeşi olsa başına neler geşebileceğinden haberi yok tabi:))

Karşı komşumun küçük çocuğu onunla yaşıt ve şimdilerde iyi anlaşıyorlar o yüzden fırsat buldukça vakit geçirmelerini sağlıyorum.Şimdilik çözümüm bu,yaşıtlarıyla takılmasını sağlamak.Zaman ne gösterir,Berkay'ın tavrı değişir mi,nasıl olur hiç bilmiyorum.Bakalım daha önümüzde neler var..






   

20 Kasım 2017 Pazartesi

Babayla Aynı Takımı Tutmak !?

  Eşimle farklı takımları tutuyoruz ama ikimizde fanatik değiliz(artık).İlk zamanlar bu konuda tartışmış ve baya küsmüş falan olabiliriz,yaniiii daha doğrusu ben çok sinirlenmiş ve bir suçu yokken ona patlamış olabilirim..ama artık takmıyorum..:) Ne bileyim gs gibi bir takımı tutarsa evden kovabilirim sanırım eheheh şaka ayolll,şimdi durduk yere karmanın aklına karpuz kabuğu sokmayalım!
   Bir oğlumuz olacağını öğrendiğimizde ben(!) bir anlaşma önerdim “kimse çocuğu etkilemeyecek,takımının tulumlarını almayacak” o da uydu.Saf ya:) Neyse tabi kardeşim 6 aylıkken minnaka bir BJK zıbını almıştı sonra eşim hemen bir Fb sweeti aldı.Sonra kardeşim “ilk formayı dayı alır” diye düşünmüş ama o ilk bisiklet değil miydi? Neyse işte eşimde fenevbahçeli bir pijama takımı almış.Ama kimse kimseye birşey demiyor çünkü bu kadarla kaldı herşey.Sonra tabi Kartalım şampiyon oldu! Üstelik iki sene üstüste:) Veee eşimin bana verdiği sözü tutma vakti gelmişti.Takımım ne zaman şampiyon olsa beni kutlamalara götürücekti.Tabi 6 senede bir olan birşey diye düşünüp rahat rahat söz verdi ama gel gör ki kader çocuğunun tam etkileneceği yaşta,KaraKartalı iki kez şampiyon yaptı.Kutlamalar harikaydı,boğazda yüzlerce tekne meşaleler ile turluyordu.Heryerde marş sesleri,insanlar hoplaya zıplaya yürüyorlar,bayraklar vs derken ortalık tam şenlik alanıydı tabi.Çok kalabalığa sokmadan ananeyle dedeye emanet edip biz kutlamalara katıldık ama çovukta etkileniyor tabi.

  İşin komik tarafı Berkay asla futbol maçı izlemiyor ve hoşlanmıyor üstelik topla oynamayı sevmeyen az sayıda erkek çocuklarından biri sanırım.Ama Beşiktaş,Göztepe ve Fenevbahçeyi sevdiğini söylüyor.Acayip politik çocuk kimseyi üzmeden herkesin gönlüne göre konuşuyor.Açıkcası takım tutsun ve çok bağlansın istemiyorum çünkü babam bizi çok tutkulu taraftarlar yapmıştı ve derbi kaybedince okula gitmek istemeyecek kadar üzülüyordum.. 
  Konu buralara nerden geldi onuda söyliyeyim.Okul arkadaşı B. annesi Gs’li suluk almış çok güzelmiş,M. babasıyla aynı takımın eşofmanını giyiyormuş..bunlar dedeye anlatılmış.Dede hemen gidip Bjk suluğu almış ama ben sadece lisanslı diye bir suluğa o kadar para vermezdim.Neyse bizimki bir mutlu amannn.Ama diğer dedesi görünce biraz bozulucak çünkü baba tarafında iki erkek torun var ve o taraf biraz takıntılı:p 
  Çevremde gözlemliyorum da bizim çevremizde takım konularında çok takıntılı insanlar yok.Ailelerimizi saymıyorum çünkü onlar kombineli ve her sene yeni formalar alan taraftarlar ama arkadaş çevremizde böyle bir şey yok.Eşim, bir çocuk babasıyla aynı takımı tutmak zorunda değil hatta hiç tutmasa daha iyi, diyebilecek kadar rahat.Bende ilk zamanlar düşündüğüm sinsi müdahele konusunu unuttum gitti bile.Ne istiyorsa öyle yapsın! Ama özellikle hiç sevmediğim bir takım var onu tutmasın lütfeeeennn!!!

31 Ekim 2017 Salı

Akran Zorbalığı

   Geçenlerde okuldan bir suratla geldi ; arkadaşı ona "sen şişmansın ve kötü görünüyorsun" demiş! Çocuk işte üzülmüş "ama ben şişman değilim ki ben sadece çocuğum dedim o anlamıyor" dedi.. Akran zorbalığı konusunda ilk tecrübemiz ve hazırlıksız yakalandık "çok kaba bir davranış beni üzdün,hoş değil söylediklerin" diyebilirsin dedim,hemen karşı çıktı "aaa insanlara kaba diyilmez üzülürler" Çocuk haklı bir yönden çünkü biz ona hep şişman,kısa,uzun,kel vs diye insanlar ayrılmaz sadece kadın,çocuk ve erkek vardır dedik.Ten rengi,cinsiyeti,görüşleri,giyimi,inancı bizi ilgilendirmez ve alay konusu olamaz asla dedik o da şimdi bana "hayır ben normalim o da normal böyle şeyler söylenmez işte ama o anlamıyor,beni üzdün seninle oynamak istemiyorum" demiş ve gelmiş.Artık onunla oynamak istemiyormuş ve bir ara dudağı büzüldü söylerken ağlayacak gibi oldu sonra “off tamam boşver” dedi.Belki kötü bir gün geçiriyordur arkadaşın falan dedik ama çokta takmak istemiyorum çünkü çocuk yani bu duygu halleri pek stabil değil,yarın gelir en çok onu seviyorum falan der.
İçim parçalandı tabi insan istiyor ki hep yanında olsun,kollasın,kimse duygusal yada fiziksel zarar veremesin...ama işte öyle olmuyor ne kadar çabuk bunlarla başa çıkmayı öğrenir ve kolay atlatmayı becerebilirse o kadar özgüvenli olacaktır.Karakteri şekillendirecek olaylar bunlar ve tabi bizlerinde takındığı tavırlar biliyorum ama ahhh kalbim.. 
Bazen diyorum biz fazla mı duygusal ve kibar yetiştiriyoruz dışarısı öyle değil,insanlar acımasız ve kavgacı.Ama hakkını aramak için şiddete başvuran bir insan olsun da istemem.Sana vurana sende vur diyemiyorum,kızmalısın sadece napıyorsun de mesela diyorum ama doğru mu yanlış mı bilemiyorum gerçekten.Böyle zamanlarda daha zor ebeveynlik.Hani büyüdükçe kolaylaşıyordu?! 
    Bir arkadaş içimi döktüğüm fotoğrafın altına yazmış “Seninkinden çok o çocuğa üzüldüm.Düşünsene 3,5 yaşlarında bir çocuk böyle davranmayı nerede öğrendi acaba?”  Haklı.Her çocuk eşit şartlarda büyümüyor tabiki.Berkay kavgacı değil hatta genelde susup,karşı koymayan taraf.Ama başka birini korumak için ses çıkartmaya çalışıyor.Sürekli gülümser ve insanlara sorular sorar,ilgilenir,sarılır.Eşim bu durumdan çok sıkıntılı çünkü fazla duygusal olduğunu düşünüyor, bende sadece kendi koruyabilecek kadar sesi çıksa yeter diyorum ama tabi bizim dememizle olmuyor.Çocuk gözümüzün önünde büyüyor ve gelişiyor.Yüksek sesli konuşmalardan dahi haz etmeyen sakin bir karakteri var.. Nasıl devam eder,neler yapabiliriz bilmiyorum ama bir anneden güzel bir öneri geldi.Anne zor/alaycı/yaramaz çocuğu canladıracak, çocukta kendini nasıl koruması gerektiğini öğrenecek.Bu rol yapma oyununu biraz değerlendireceğim tabi.Gelişme olursa bahsederim.Farklı önerilerede açığım.
Bu arada gözlüğede alıştı gibi:)




21 Ekim 2017 Cumartesi

Gözlüklü Yaşama Merhabalar

  Şimdi sanki basitmiş gibi gelen ama kabus gibi bir on günden bahsetmek istiyorum.Minnakın okula başlamadan önce senelik rutin diş ve göz kontrollerini yaptırdık.Malum sağ gözünde doğuştan gelen bir minik lekesi var.Şimdiye kadar önemsiz denilmişti ama bu sefer arkasında bir kitle olmasından şüphe edildi.Gittiğimiz doktor,tavsiye edebileceği İstanbulda bu alanda sadece iki doktorun olduğunu söylerken zaten içimi bir sıkıntı bastı bile.Hayır gugıldan olası hastalıkları araştırmadım ama doktorları iyice araştırdım ve en kısa tarihe zar zor bir randevu aldım.Profesör olunca muayene ücreti 3 haneli oluyormuş bunuda öğrenmiş olduk gerçi o sırada hiçbirşey umurumda değildi ama.. Etilerde Dünya Göz Hastanesi Oküler Onkoloji bölümüne gittik.Bende daha önce lazer ameliyatımı bu hastanede oldum ve gerçekten personel ve hizmet kalitesi çok çok iyi bir kurum olduğunu söyleyebilirim.
Doktorumuzun işinin ehli olmasının yanında birde baba olması şansımıza oldu.Minnaka ayak uydurdu ve sıkılmadan kontrolünü bitirdik.Teşhis Irıs Melonama.Berkay'da bulunan kötü huylu değil fakat her sene aynı doktorda kontrol edilecek.Benzer hastalıktan gözlerini kaybeden,görme kalitesi çok fazla düşen çocuklar var:( Ayrıca Myop astigmata'da var maalesef ve yüksek:( Ben okulda çok uzun süre zorluk çektim yada gözlüğümü unutunca baş ağrısı,kırıldıkça olan masrafı vs.. Aynı şeyleri oğlumun yaşamasını istemezdim ama napalım.20li yaşlara kadar ameliyat da olamıyor o yüzden gözlük kullanacak.Bugün beğenip sipariş verdik ve artık yeni bir döneme başlıyoruz.Bu kadar hareketli ve sıkılgan bir çocukta gözlük nasıl olacak bilemiyorum ama eğer o kitle kötü huylu olsaydı olabileceklerin yanında bu hiçbirşey.Allah kimseye şifasız dert vermesin.Gözlük seçmek tam anlamıyla işkence oldu, mor istiyor istediği ton yok.Ben kırılması en zor gruptan ayırdım önüne seçenekleri daraltıyorum o "kesinlikle kırmızı olmalı!" diyor.Hadi bir tane kırmızı beğendi kenarı kelebekli falan diye kız modeli dediler eee ok ben umursamam böyle şeyleri,annem başladı "okulda dalga geçerler henüz kaldırabilecek yaşta değil" diye tutturdu.. Bir tanesi çok bir cingöz recai gibi oldu bayıldım ama ağır geldi belki bir iki sene sonra öyle bir modele geçer.En sonunda beğendik ve sipariş verdik artık beklemedeyiz.
Bu arada annem ve teyzem çılgınca araştırmış  ve balık yağı kullanmam gerektiğini düşünüyorlar hatta içinde a ve d vitamini olan gıdaları ve onların emilimini arttıran gıdaları bile çözmüşler..Ben zorunda kalmadıkça takviye gıda kullanmak istemiyorum çünkü zaten gerekli şeyleri yiyip içen bir çocuk.Üstelik beslenmenin görme üzerinde iyileştirici etkisi ciddi anlamda kanıtlanmamış.Neyse hepimizi yeni bir dönem bekliyor umarım sorunsuz geçer.

18 Ağustos 2017 Cuma

Ayakkabı Bağlama Çalışmaları

  Kardeş konusunda en sinir olduğum şey ayakkabısını bağlamak ve ona öğretmeye çalışmaktı.Ayakkabı bağlayabilmek bizim ülkemizde çoook sonralarda kazanılan bir beceri.Gerçi çocuklar için botlar bile cırt cırtlı fakat bahçe işlerinde falan ip bağlayabilmek önemli o yüzden yavaş yavaş alışsın diye İceoğlan için bu kartondan yaptım.


Çizemem diyenler bunları çıkarıp bir kartona yapıştırabilir.




Hem motor gelişimi için önemli bir etkinlik hemde önemli bir beceri.Bizim minno uzun süredir zaten kendi giyinip,soyunup,ayakkabısını vs giyebiliyor.Artık ara ara bunuda çalışsın çünkü hevesli,bağlamaya çalışmak istiyor.Zaten kendi isteği olduğu için yaptım bu kartonu yoksa oralı olmazdı..Aklına geldikçe deneyebilir artık.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Evdeki Yeşiller

  Benim succulentlerin çoğu çürüdü gitti.Ya yerlerini yadırgadılar ya çok fazla su verdim yada bir sürü farklı bakım isteyen çeşidi bir arada koydum ondan yada tamamen benim beceriksizliğimden.Ama gel gör ki oğlumun "kırpık" adını verdiği ve latince adını şuan hatırlayamadığım bu arkadaş çoştu gidiyor.
Yeni yeni açık yeşil renkte başlar veriyor.Her sabah kalkınca onu seviyor,minnak elleriyle okşuyor "büyü emi benim tatlımmm,çok güzelsin senn" diyor.Sonra "yazık diğerlerine kıskanmasınlar" diyerek benimkileri de accık okşuyor,öpüyor saolsun:) 
Bu boncuklarda benimkiler.Adı "bonibon" yada "bezelyecik" olmalıymış birisine göre.Bakalım bunnar nasıl olacak merak ediyorum.Duruma höre daha sonra kaktüs vs de almak istiyorum.

7 Temmuz 2017 Cuma

Su Tabancası Sorunsalı

   Bu haltıda yedik ya en sonunda ben daha ne diyeyim a dostlar? Öncelikle "Anne olunca bunu yapmam yeaaa" dediğim bir iki şeyi bana güzelce yedirdiği için buradan minnak oğluma teşekkürü borç bilir,daha da büyük konuşmam anacım sizde akıllı olun derim yoksa bu minnaklar aklınızı alıyollağ🙈 Tabi ki markete gidip çocuğu evde uyur vaziyette bırakma,ağlayınca oto koltuğundan çıkarma gibi uç şeyler asla yapmam ama mesela silah almam diyordum su tabancası aldım.Ay ama çok ta keyifli be! Moda sahilde doyasıya oynadık daha doğrusu o oynadı,dönerken benim her yanımdan şıpır şıpır sular damlıyordu🤣 

Tatil yerlerinde,
havuzlarda,akşam gittiğimiz parklarda her yerde çocukların elinde var,bakıyor güle oynaya koşarak çocuklar oynuyor özendi yavrucak.Düşündüm bi çocukken nasıl keyif alırdık kuzenlerimle,kardeşimle böyle oynamaktan.Ve hiç birimiz şiddet yanlısı olmadık,oyunu tadında bıraktık.Kardeşim askerdeyken bile silah eline bir kez aldı talim için (onda bile söylenerek) resmi bayramdı o şekilde tek bir fotoğrafı var.Şimdilerde çocukların silah görmeme gibi bir lüksüde yok,havaalanına gidiyoruz ohal var her yer taramalı tüfekli özel kuvvet polisleriyle dolu keza şehrin meydanları aynı durumda..en azından anlıyor artık silah dediğin şey "güvenlik kuvvetlerince" ve "gerektiğinde" kullanılmalıdır.Daha da yapabileceğim bir şey yok artık ben üstüme düşeni yaptım zaten, yapıyorumda.Barışçıl bir çocuk yetiştirdiğime inanıyorum.Ölme,vurma,zarar verme temalı oyunlar oynamıyor , öfkeli olduğu zamanlarda hararetli şekilde konuşarak anlatıyor ve çözmeden asla yakanı bırakmıyor.  
  "Silah korunma amaçlıdır annecim ve eve alınması iyi değil! Bizi zaten polisler,askerler koruyor bizim silaha ihtiyacımız yok.Kötü insanlar silah kullanır ve birilerini yaralayabilirler." şeklinde anlatıyoruz gördüğü zamanlar.Hatta ilk defa bir arkadaşında oyuncak siyah bir silah gördü bu kış ve kaptığı gibi çocuğun annesine gitti "Bunlar çok sakıncalı bilmiyormusun sen? Böyle pis şeyler çocuklara alınmaz! Al bunu çöpe at bence!" dedi! Hah dedim aferim bak bazı şeyleri doğru yapıyoruz demek ki.Bilmiyorum arkadaş ortamında çok tartışmıştık bu konuyu ama sonuçlara baktım birde oğluma..İceoğlan zaten fazlasıyla sevgi dolu ve ince ruhlu bir çocuk."Teşekkürlerrr","özür dilerim","rica ederim","lütfen","elinize sağlık" kelimelerini yerinde kullanır.Biraz atarlı,giderli bir velettir ama kavga etmez hiç.O yüzden elinde bu OYUNCAĞI verdiğimde olumsuz sonuçları düşünmedim.Zaten hiçte düşünüldüğü gibi kimseye hedef almadı, ilk iş gidip bahçedeki kediler için koyduğumuz su kabını doldurdu.
  Ailenin genel tavrı,tartışma zamanlarında ki tutumu,hal ve hareketlerini örnek alıyor çocuklar.Tabiki kendi karakterleri var ve istekleri farklı olucaktır ama sevgi ve anayış dolu bir ortamda büyüyen bir çocuğun aksi şekilde olabileceğini düşünmüyorum.



• Bunu da "aaa inanmıyorummm senin asla böyle bir oyuncak alcağnı düşünmezdim, çok erkeksi değil mi?" diye soran bir iş arkadaşım yüzünden yazma,bu konu hakkında içimi dökme gereksinimi hissettiğim için buraya iliştiriveriyorum.Ayrıca silahların "erkeklik" ile bağlantılı olduğuna inanmıyorum! Bireysel silahlanmaya karşıyım ama çok sevilen ve bununla övünülen bir ülkede yaşıyorum.Zevk için hayvan avlanmasınada karşıyım!!! Oldu mu? 😊😆 


12 Nisan 2017 Çarşamba

Sardı Korkularr


   3,5 yaşına kadar "korkusuz" gelmiş bir erkek çocuk annesiydim ki bunu övünelecek birşey olarak söylemiyorum, aksine şuan ne yapacağımı bilemiyorum.Daha önce yaşamadığımız şeyler karşısında baya baya bir gri bir bölgeye girdik.
  Benim herhangi bir ciddi korkum yok ama sevmediğim ve tercih etmediğim şeyler var ve bunları fobi olarak görmüyorum.O yüzden bazı şeyleri mantığım almıyor mesela yükseklik korkusu nedir yani düşmekten mi korkar insan yoksa sadece yüksekte durduğu için mi tedirgindir..? Palyaçoları hiç sevmem,pandomim vs hoşlanmam ama görmekten korkmam bana zarar verebileceklerini düşünmüyorum.Annem yalnız kalmaktan korkar,tek uyuyamaz,kardeşim tüm kapı pencereleri iki kez kontrol eder:) Bu konularda tam olarak empati yapamıyorum ve bu şimdi benim sorunum oldu çünkü karşımdaki küçücük bir çocuk ve ben arkadaşlarıma yaptığım gibi "amannn sende" diyemiyorum.Kimse mikemmel diiildir tamamm mı? Kötü yönlerimizide kucaklamamız lazım.
  Şimdi gelelim minnakıma asla kaygılarını yok saymıyorum,hafife almıyorum ama çok büyütmüyorum da.Aile endişelenirse çocuk hisseder ve daha çok korkabilirmiş.Dalga geçmiyorum "ayy bundan da korkulur mu cınımmmm" gibi sözlerle küçümsemiyorum.
  Son dönemlerde farklı farklı şeylere karşı kaygıları var.Bazılarının arkadaşlarından duyduğu çok belli şeyler olması dışında,dikkat çekmek için (ne gereği varsa) yaptıklarınıda ayırırsak bir "ayy ben ondan korkarımmm" durumu yaşıyoruz."Öğrenilmiş korkular" konusunda etraftakileri sürekli uyarsamda babanesi "ellerini yıkamazsan gözle görülmeyen böcekler olur saçlarında" dedi bir anda!!!! O an ne hissettiğimi söylemek istemiyorum!!!! Çocuk o günden beri ayy sinek gelir,yok saçımda böcekler olur falan gibi takıntılar türetti.
  Mesela yatma vakti "karanlıktan korkarım annemde benimle yatsın" diyor fakat yinede tek yatıyor.Gece kabus vs görmüyor ama uyanırsa yanımıza gelip uzanıyor.Ciddi şekilde korksa daha sıkı pazarlık yapar yada ışığı açtırmaya çalışırdı diye düşünüyorum.Karanlık korkusu doğal bir şey ayrıca yok sayamayızda.Karanlıkta bilinmeyen şeyler var ve bazı nesneler aydınlıkta görüldüğü gibi durmayabiliyor farkındayım.
  Eşimle ortak olarak aynı telkinlerde bulunmaya karar verdik.Sakince yaklaşıyoruz,sarılıyoruz, "biz buradayız,yanındayız" mesajını veriyoruz.Hatta artık bir uyku arkadaşı var ve yararı tartışılmaz.
  Film geceleri yaptığımızda bazı klasik animasyon filmleri izliyoruz ve haliyle canavarlar,hayaletler,canlanan oyuncaklar,köpek balıkları ve daha neler neler girdi hayatımıza.Hahaha çok komik filmlerde olur hayaletler diye gülüyoruz:)) Mizah kesinlikle en işe yarayan yöntem!   Yaşına uygun olarak herşeyi anlatmaya çalışıyorum artık olduğu kadar.Şimdilik öyle ciddi bir sorunumuz yok çok şükür fakat artık mini mini kaygılar yaşamaya başladı bu yüzden bende onu daha iyi gözlemlemeye çalışıyorum.Ülkemiz ve geleceğimiz için sürekli kaygılandığımız bir ortamda stresten ne kadar uzak tutabilirsek o kadarını yapıyoruz işte.. Ayrıca kendisi açık renk bir battaniyeyi üzerine atıp "bögghhhhhhj ghostum ben" diye bizi korkutuyor ve sonra kıkırdıyor:))
Hadi hep beraber Sa Ta Na Ma

12 Kasım 2016 Cumartesi

Sabır Öğrenilir mi?

  "Sabır öğrenilen birşey o yüzden davranışlarınızla çocuğunuza örnek olmalısınız hatta bazı oyunlar ilede desteklemelisiniz.." diye bir cümle kurdu okul müdürü geçen ki toplantıda.Sabır eğitimini araştırınca hep değerler eğitimi çıktı karşıma baktım tam istediğimi bulamıyorum bende Montessoriye başvurdum birazda Reggio Emilia..

  Aslında bu oyun bir "sabır çalışması" ama hem motor becerilerini geliştirmeye hemde renkleri tanıma,benzerlik yada farklılık ayırt etme vee el göz koordinasyonu geliştirmeye faydası dokunan baya çoklu bir çalışma! Bizim İceoğlan pek bir sabırsız,masa oyunlarını daha doğrusu oturmayı sevmeyen bir çocuk.Okulla geçen hafta görüştüm sınıfta oturmaya başlamış:)bir şikayet bu konuda pek yok.Ara dönemde öğrenicez neler yapıyor,nelerde eksik ve nasıl tamamlayabiliriz anlatacaklar.

  Kurulmuş hazır oyunları sevmediğini herkes biliyor zaten.Ama ara sıra böyle oyunlar,puzzle ve maketler ile bekleyebilme süresini yavaş yavaş arttırabiliriz diyorum bakalım..annesi babası tez canlıyken çocuktan aksini beklemek ise garip oluyor tabi.Minnak o fasulye ve barbunyayı ayırmaya çalışırken bende kendimi geliştiriyorum sabırla bekliyorum:D ikimizde gelişiyoruz hehe.

  Oyunun amacı beklesin sonucu görsün,sabretsin ama çocukum avuçlayıp üçer beşer yapıp, bitirip kaçmanın derdinde ahh ahh.Eskiden minicik taneli herşeyi evin dört bir tarafına fırlattığını düşündüğümde eee bunada şükür tabi.Videosu instagram hesabımızda var.Yaşıtları neleri yapıyor/yapamıyor diye kıyaslama yapmıyorum o yüzden şu kadar yapmalı,bu kadar zaman durabilmeli,şunları becerebilmeli vs gibi şeylere takılmıyorum.Gelişimini aydan aya ve kendisine göre kıyaslıyorum.Her çocuk farklıdır becerileri,gelişimi,istekleri ve eğilimide farklı yönde gelişir!   

Okula başlangıç ve yaz tatili zamanı arasında nasıl bir fark olacak merak ediyorum..



17 Haziran 2016 Cuma

Az Çoktur Politikamız

  "Less is more" kısa ve net herşeyi anlatıyor aslında.Çok beğendiğim bir mimar olan Ludwig Mies Van Der Rohe'nin sözü hatta mottosudur.Bir süredir hayatımın her alanına sadelik getirmeye çalışıyorum, buna ilk çocuğumun odasından ve elbise dolabımdan başladım. 
  Çocukların odaları,oyun alanları ve oyuncakları mümkün olduğunda sade olmalı.Aslında komple evlerde sade olmalı ama pek Türk tarzı değil tabi:) Biz son zamanlarda artık daha az eşya ile yaşamaya başladık ve yavaş yavaş azaltmaya devam ediyoruz.Bunun hepimizin üzerinde gözle görülür bir etkisi var, en çokta oğlumuzda.
  Ne kadar çok oyuncak, o kadar çok oyun demek değil! Biz buldumcuk gibi kendimizden geçtiğimiz dönemde maalesef bu yanlışa düştük:( Çocuk ise fazla seçenekler arasında kayboldu ve karar veremedi.Oyunları çok kısa sürdü ve bizi sürekli dahil etmeye çalıştı.Bizde bir an evdeki oyuncak yığının içinde çocuğumuzun boğulduğunu fark ettik.

  Yaşına göre olmayan,artık ilgisini çekmeyen ve yıpranmış olanları eledik yada bağışladık.Hatırası olan bir kaç taneyi sakladık.Geri kalanları üçe böldük ve dönüşümlü olarak çıkarıyoruz.Bir nevi "oyuncak rotasyonu" uygulaması bu.
Uyaran ne kadar fazla olursa çocuğun oyun süresi o kadar kısa oluyor.Çabuk sıkılıyor,eşyaları önemsiz görüyor ve kendini oyalayabilme süresi azalıyor.Ama oyun alanı sadeleşip düzene girdiğinde daha rahat oyun kurup oynayabiliyor.

  Oyuncakları azaltıp etrafı sadeleştirdikten sonra İceoğlanı gözlemlemeye başladım.Daha önceki kargaşada hiç ellemediği şeyleri alıp inceledi mesela.Başka odalardan topladığı eşyalar ve oyuncaklarıyla oyun kurdu ve pek tabii benide dahil etti:)
  Serbest bırakıldığında çamaşır leğeninden pota yaptı yada oyuncak ayısını alıp battaniyesiyle içine girip yattı..
Mesela kağıt havlu rulosundan dürbün gibi bakıyor bende hemen bir şarkıyla eşlik ediyorum ve korsancılık oynuyoruz rrrr:)
Koltuk minderlerinden mağara yapıyoruz, bazen ev tipi gym alanı bile oluşturuyoruz.Minderlerin üzerine basarken sayı sayıyor ve şarkı söylüyoruz.Bu arada oyunun içinde doğal olarak sayıları tekrar etmiş oluyor.
Dışarda zaten kum,taş,ağaç,çimen,böcü börtü saatlerce oyalanabiliyor.Dışarıda asla tablet,telefon vermiyoruz! Evde sınırlı ve kontrollü vermeye başladık.
  Kısacası benim gözlemlediğim ne kadar yalın bir oda o kadar rahat bir çocuk.Bu benim içinde geçerli tabi eşyalar azalında daha hafif hissettim.
Yaniii "az çoktur." Sadeleşmeye devam.

*sadeleşme konusunda cesaretlendiren yazılarından ötürü öğrenen anneye teşekkürü borç bilirim! 

18 Nisan 2016 Pazartesi

Emziğide Attık Ohh

  İlk aylarda çocuğa hiç emzik vermemiş hatta "aaa olurmu öle şeyy, nçık nçık çocuğu susturmak için tıpa diye kullanıyorlar,nayırr asla kullanmiyiciğim" lafımı yemiştim ki "tıpa" niyetiyle asla kullanmadım.Anne olmadan önce bir halttan haberim yokmuş hatta o gıcık bilmiş teyzeler gibi yorum yapmışım:) Ayrıca çocuum diye demiyorum beni fena yola getirdi.Eyy okuyucu henüz anne değilsen sakın büyük konuşma emi! O sevimli minnakım 50cm boyuna bakmadan laflarını bir güzel yediverir sana.
 Neyse bir gece "şap şup cok cok" tarzı yalanma sesleriyle yerimizden fırladık.Oğlum bu eylem sırasında çıkarılabilecek en yüksek ses ile parmak emiyordu! Ertesi gün doktora danıştım "naapsak doktorcuum,bende çoook uzunn süre parmak emmişim vallahi acı ojenin tadını hatırlıyorum düşün o kadar.." dedim.Güldü tabi "emme ihtiyacı yüksek bir çocuktur o yüzden bu zamanlarda emzik verebilirsin ama sürekli olmasın ve asla bu konuda inatlaşma" dedi.
  Bebeğimin memede uyuması ilk zamanlar beni rahatsız etmedi zaten evde olucam birşey olmaz diye düşündüm.İyikide öyle yapmışım çünkü akşam/gece uykuya dalması benim için kolay oldu,4aylık bebeme uyku eğitimi vermeye çalışıp ikimizide harap etmedim.Tabi çocuk nasıl uyuduysa gece kalktıktan sonrada aynı şekilde uyumak istiyor.Tekrar uykuya dalarken emzik verelim diye düşünürken,parmak emmeye başlayınca düşünmeyi bırakıp eyleme geçtik.Ama doktorun önerisine uyup en baştan bir standart belirleyerek,sadece uyku zamanı kullanmaya başladık.İlk önce bir hevesle cok cok emiyor sonrada atıp uyumaya devam ediyordu.Sabah uyandığında hemen yatağından alıyordum,ağzındaysa yavaşça izin isteyerek ağzından alıp "hadi memeyi yerine kaldıralım,uyurken gelir burdan alırız" diyordum.Vakit gelipte "Haydiii uyumaya" dediğimde "memeeee" diye koşarak çekmecenin önüne geliyordu:) Uykudan kalktığında da "anne meme bitti all all" deyip yerine götürüp bırakıyordu.
  İyi güzelde iki yaşa yaklaşmışken artık bırakmalıydı.Hem "inat dönemine" son sürat ilerlemekteydik hemde yaş ilerledikçe bağımlılık seviyesi artıcaktı.Uzun süre kullanımı bilindiği üzere diş/çene yapısının bozulmasına hatta konuşma geriliğine sebep olabiliyor.Biz sadece uyku vakti kullanıyorduk ve çokta faydasını gördük ama daha ileri gitmeden bırakmalıydık.
Önce yaz tatilini bitirdik sonra emmeyi bıraktı,odası değişti daha büyük odaya geçti,tuvalet eğitimini bitirdi veeee İzmirdeyken en sonunda emziğide attı:)
  Öğlen uykusuna ananemin yatağına uzanmıştık,bıd bıd konuşuyordu veee elinde sallarken memeyi düşürdü bende fırsat bu fırsat "çok zor yerde alamıyorum" dedim.Kabullenmedi tabi."Oğlum sen artık büyüdün,büyükler emzik kullanmazlar sonra dişlerimiz yamulur ıyyy" dedim google dan bakabileceği boyutta yamuk diş resimlerini gösterdim "bakkk pisss iyyy" falan dedim o da aynı tepkiyi gösterdi.Anladımı bilemiyorum tabi:) Hala "anne emzik attı,bitti yok" diyordu.İlk gece baya döndü durdu,ikinci gecede böyle geçti.Alışmış tabi o yüzden uykuya dalabilmesi uzun sürdü.Birkaç gün öğle uykusunda zorlandı ama hem kalabalıkla hemde gezip tozmanın yorgunluğuyla unuttu.Her gece uykuya giderken soruyor sonra kendi kendine "meme attım,yok bitti gitti" diyordu.Dönünce daha çok aklına geldi ama tam sırasıydı ve fırsatı iyi kullandım bence, daha ileride çok daha zor olucaktı.Ilımlı olduğu ve kolay ikna edilebilir bir dönem olduğunu anladığınız anda fırsat yaratın!
  Hele şükür bir aşamayıda kolaylıkla atlattığımız için kendisine teşekkürü borç bilirim.Canım oğluşum keşke hep böyle anlayışlı olsan:) 

20 Şubat 2016 Cumartesi

Canı Bile Sıkılamayan Çocuk

  İşte o benim çocuğum:( Aslında çoğu aile benzer sorundan muzdaripmiş.Oyun grupları,eğitici atölyeler,yüzme kursu,masal dinletisi,gym,müzik atölyeleri derken çocukları ordan oraya kadar meşgul ediyoruz ki.. Kreşte aktivite,evde ayrı bir etkinlik derken hep başkası tarafından oynatılmaya alışan çocuk kendi kendini eyleyemiyor.
Baya bayaa yalnız kalmaya tahamülleri yok hep bir oyun kurulmasını bekliyorlar.
Hal böyle olunca bende bir araştırdım,çocuğu odasında oturup kendi kendine oynayan annelere de sordum "naptınız arkadaş bu bebeler böle uysal maşşallahh" diye:) Aldığım cevaplar ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla bu durumda da çocuğun karakteri çook önemli tabi birde çocuğa evde bakan kişinin tutumu.Ayy ben buldumcuk gibi ne istese yanındayım çocumun ee birde oyun oynamayı seviyorum,beraber koşuyoruz,dans ediyoruz,sahilde parkta kumları üstüme boca etsede gülüyorum sadece, hoşuma gidiyor oynamak amaa banada mola vakti lazım ve biz bu dengeyi tutturamıyoruz:( Öğlen uykusu süresi de azaldı hatta dışarı çıkmadığı günler yorulmadığı için uyumuyor bile.Bende o saatlerde dinlenmeye alışmışım tabi şimdi zombi gibiyim.
 Bahçeli evde oturabilecek durumumuz şuan yok ama allahtan artık bahçeli ofisimiz var:) Bakınız İceman nena ile bahçe süpürüyor.En azından haftada birgün,yazın daha çok burada vakit geçirebilecek.Belki bir köpüş bile evlat ediniriz ilerde kimbilir..
Eveeet görüldüğü üzere oyuncakları azaltılıp kendi haline bırakılan çocik ne yapıyor! Çöpe atılıcak diye ayırdığım koliyi getirmiş,üstünden araba kaydırıyor ve sayıyor.Çoğu yeni nesil ebeveynler bu tarz oyunları "boşu boşuna geçen vakit" olarak görsede ben hoşlandım.
  Sıkılmasın diye sürekli oyalamayla,oyuncaklara yada aktivitelere boğmayla aslında onlara iyilik yapmış olmuyoruz.
  Kendi çocukluğumu düşünüyorum da ister istemez, nasıl da şanslıymışız! Saatlerce sokakta arkadaşlarımız ile oyunlar oynardık.Tabiki kurslara yada çeşitli etkinliklere katılıyorduk ama yaşıtlarımız ile çok vakit geçiriyorduk.Ama şimdi apartman-rezidans çocuğu neslinin böyle bir imkanı yok.Hatta bu sebepten eve misafir gelince bile sevinir oldu çocuklar:) Büyük küçük fark etmez onlarla ilgilenecek birileri daha çıktı diye mutlu oluyorlar.Valla biz misafir geldiğinde "laf dinleme doooğru odaya" talimatına uyar gider odamızda oynar,oyalanırdık.Dayak falan da yoktu ama o disiplin,sınır bir şekilde sağlanmıştı.
Daha iyi ebeveynler olucaz diyen biz yeni nesil annelerde bir sorun var galiba.. Aman psikolojisi bozulmasın,şu pedegog böyle diyor,bu kitap şunu öneriyor,tv izletmeyim,organik besleyim,özgüven falan derken contaları yakmışız toptan.Yeni nesil çocukların suçu yok, yeni nesil ailelerin suçu var bunda.En çokta heryerde "çocuğumla şöööyle kaliteli vakit geçiriyor,haftanın her günü atölyelere götürüyorum" diyen hatta bunu gözümüze gözümüze sokan anneler de saolsun.Çocuğunla etkinlik yapamıyorsan kötü annesin işte o kadar! 
Yahu annem bile "çocukta özgüven eğitimi şöyle olurmuş,tuvalet eğitimi için şu foruma kaydoldum ben sende oku emi ne güzel", "renkleri şu etkinlik ile öğretelim" diye link atıyor:) Annem cağnım annem sana noldu böyle:)
  Ben bu anne-oğul yapışak ikiz durumumuza kendimce çözümler buldum.İki yaş sendromunu da atlattık mı tamam zaten:) Yok canıııım kesin başka bişiy çıkar dimi? Neyse umarım böyle devam eder.Oyuna daldığı sırada kapıdan pencereden gözlemlemiyorum."acıktın mı" diye oyununu bölmüyorum."ayyy o öyle yapılmaz" diye müdahele etmiyorum.Ayrıcaa artık "ay bi git be çocuum,hade bakim accık oyun oyna sen , "bak anne şimdi yemek yapıyor işi var ya bana yardım et yada odanda oyna ben işim bitince yanına gelicem", "anne biraz dinlensin Berkay da biraz annesiz kafa dinlesin" diyorum:) Ama verdiğim sözü mutlaka tutuyorum.Ee napim misafirim ile iki çift sohbet edemeyim,kocamla hiç konuşamayım mı? Bu yüzden pişikolojisi mi bozulucak? Yok artık!
Hem  "mikemmel insan" diye birşey yok illa ki bir iki sorunlu yanı olucak.Ne kadar az olursa o kadar iyi tabi.
  Yani artık sürekli oyalamaya çalışmıyorum.Arabanın içini oyuncak ile doldurmuyorum,yolu izlesin etrafı daha çok gözlemlesin diye.Evde bakıyorum sıkılınca biraz resim yapıyor,uçak uçuruyor,bebeklerini tuvalete götürüyor-besliyor falan..bi bakıyorum öylece yere uzanmış elinde iki tren bişiyler anlatıyor.
Okulda bize öğrettikleri  "sıkıntı çekmeyen sorun çözücü olamaz"  nasıl da doğruymuş.Girişimci insanlar,mücadeleci olanlar hayatta her istediği önüne hazır gelenlerden çıkmıyor! Bırakıyorum sıkılsın bundan sonra ayyy..





11 Ocak 2016 Pazartesi

Karışık Bir Uyku Rutuni Hikayesi

  İki yaşa geldiğimiz şu günlerde hayatımızda çok şey değişti.Burada da bahsettiğim beslenme düzeni,yapabildiği etkinlikler ve şimdi uyku düzeni.Doktorumuzun çok önceleri verdiği bir tablo vardı.Genel olarak kabul görmüş "uyku saatleri tablosu.Google da arattığınızda da benzer tablolar çıkıyor zaten.

 Ben Dr.Harvey Karp'ın kitabını okumuş ve çook faydasını görmüştüm.Gerçekten tıbbi sorunu olmayan (uyku apnesi,kolik gibi) çocuklarda işe yaramamasının tek sebebi yanlış uygulanıyor olmasıdır.
  İlk aylarda verilen uyku eğitimini gereksiz buluyorum tabi bu benim fikrim.Ama 5 aylık bebek zaten sürekli emen,gazı olan,günde bilmem kaç kez altına eden bir dönemdeyken neyin uyku eğitimi? Hiç kendimi paralamadım bu konuda.Çocuk yapmaya karar verdiğimde en az 1,5 sene sürecek uykusuzluk ve yorgunluğu göze almıştım.İlk zamanlar kolayıma geldiği için emerek uyuttum hatta nerdeyse 1 sene boyunca bu şekilde uyuttum.Asla sallamadım! Nedenini burada yazmıştım.Bu yaşlarda çok çabuk huy değiştirdikleri için "aman alışkanlık olur" diye de dert etmedim.Kucağa da alışır diyorlar ama hareketlenince sevmek için bile kucakta tutamıyorsunuz ki.. Hiç geçmeyecek sandığım, hatta bazen "kozmik döngüdemiyim neyim" dediğim günlerde oldu tabi.Onlar geçti şimdi başka dertlerimiz var:)) 
  İce 6.ayına kadar bizim odamızda ama kendi beşiğinde yattı.O arada yaz geldi ve tatilde bir ay koyun koyuna uyuduk oğlumla,dönünce asla yalnız uyumaz dediler (ay zaten hep bişiyler diyollağ).Tatilden sonra hem odasına geçti hemde kocaman bir yatağı oldu.İlk günden beri sevdi bizden de negatif bir enerji almadı.Çocukların sezgileri çok kuvvetli olumsuzluklarınızı yada rahatlığınızı seziyorlar! Tüm canlılar da durum aynı.Gergin,titiz,aşırı koruyucu aileleri gözlemleyin annesi gibi korkuları olan,panik çocuklar görürsünüz.Dr.Harvey de aynı şeyi söylüyor "rahat olun,herşeyin yolunda olucağından emin olun" "hissedin,hissettirin".
Parmaklıklar bu resimde annemi rahatsız etmişti ama yatağı sadece uyku vakti kullandığı için ve bumper ile kapandığı için ben çok dert etmedim.Odasında&evde parmaklıklı oyun alanı yada boyunu geçen,strese sokabilecek şeyler kullanmadık.
  İlk zamanlarda Tiny Love markalı bir napper kullandık.Onunla her yere yanımda götürdüm.Mutfakta yemek yaparken onla konuştum,duştayken gözümün önünde oldu.
Kanguru ikinci kurtarıcımdı.İyiki alınmış dediğim,parasını son kuruşuna kadar hak eden,birtanecik Ergo Carrier! Evde yada dışarda en rahat taşıma yöntemimdi,içindeyken emzirebiliyordum bile.Ev işini rahatça hallediyordum.Ayyy evet ilk zamanlar "süper anne sendromu" yaşamıştım:( Çocukta yaparım,işimide hallederim,bakımlıda olurum..Ne gereksiz yormuşum kendimi.Oğlum 4.ayındayken kendime geldim.Ay birde uyurken izleme durumu var.Uyumuş işte bebeğin yat zıbar be kadın,yok illa hayran hayran her kıvrımını ezberleyene kadar izleyip fotoğraflıyacaksın:)
  Gelelim "uyku adımlarına", bizim her zaman çok işimize yaradı.Bildiğimiz uyku öncesi rutini bunlar; fiziksel olarak orta yoruculukta bir oyun,duş,diş fırçalama,pijama giyme,babaya iyi geceler öpücüğü veee doğru yatağa.Emdiği dönemde tam uyumadan, hala gözleri açıkken yatağına bırakıp kendi kendine dalmasını bekledim.Yatağın yanında bir minderde oturup bazen 20 dk. bazen yarım saat bazen bir saati geçtiği bile oldu.Ama her kalkıp içeri gitmeye teşebbüs ettiğinde, yerine yatırdım.Aslında odasında beklemeden yapıyorlar bunu ama dediğim gibi ben çocuk yetiştirmede tek doğru olduğuna inanmıyorum! Her çocuk farklıdır.Karakteri kendine özeldir.Her ailenin de aile içi dinamikleri, alışkanlıkları farklıdır! "Uyku eğitimi" diye yaşına gelmemiş bebeklere verilen eğitimi, sonra ilerleyen dönemlerde bunların yeniden tekrarlandığını gördüm ve okudum.Psikologlar bu konuda ikiye bölünmüş resmen.Herkes bu yöntemlerden kendine uyan yerleri almalı bence.Çünkü çocuk yetiştirirken "tek doğru" olmadığı gibi "tek bir doğrulu eğitim modeli" de yoktur! Her çocuk kendi uyumayı yada tuvaletini yapabilmeyi eninde sonunda öğrenecek.Komşunun çocuğundan önce olması yada akrabanızın bebeğinden geç olması çok mu önemli? Ben bu konuda kendimi yıpratmamayı tercih ettim.Fark etmem 4 ayımı almış:) Doktorumuzun "ilk yıl zaten derin uyku tehlikeli,ani çocuk ölümlerine sebep olur,bırak zaten emiyor bu çocuk gece gündüz,12-14 ay civarı düzelmeye başlar ve zamanla oturur" demesi de etkili oldu tabi.
  Çocuklarıyla yatan ailelerin de çok ağır eleştirildiğini hatta bu sebepten bazı ailelerin bunu ortamlarda dillendirmediğini biliyorum.Halbuki yapılan araştırmalar aileleriyle uyuyan çocukların, tek yatan çocuklara göre daha özgüvenli olduğunu göstermiş.. Bu da yine aile içi dinamikler ile alakalı tabi.Ben gece kalkıp ta yanımıza tırmanan,mis gibi sokulup uyuyan çocuğumu alıp yatağına götürmüyorum.Bana ihtiyaç duymuş ne güzel işte misler gibi koklayıp yatıyorum.Ama sürekli yatırmam ne o, nede biz rahat edemeyiz.

Yanlışlar&Doğrular

  "Gürültüyle ve ışıkta uyutmaya alıştır sonra çok rahat edersin(!)" Kendi rahatım için çocuğumu rezil edeyim yani.Büyüme hormonu yalnız karanlıkta salgılanır.Hatta bu yüzden çocuk odalarında gece lambası olması hiç sağlıklı değildir! Beyaz gürültü tamam ama tv açıkken sürekli konuşma sesi, bizi bile rahatsız eder.Kaliteli uyku için karanlık ve sessiz ortam şart.Beyaz gürültüye alışkın olduğundan bizim ki uyanmaz telefon sesine falan.Tek duyarlı olduğu şey dış kapının açılması:))Kendini hemen sokağa atıyor gahaha.
  "İyice yor ki gece rahat uyusun, kalkamasın" Halbuki çok yorgun olunca vücudu rahatsız olur ve daha sık uyanabilir.
  "Geç yatır geç kalksın" Belli bir saatte uyumaya alışması hayat boyu uyku düzeni için önemlidir.Geç kalkan çocuk öğün atlar.Ayrıca erken kalkmak hepimiz için sağlıklı bir alışkanlık!
  "Uyku öncesi rutini çocuğa güven duygusu verir" Kesinlikle doğru!Bir oyunun ortasında ki çocuğu kucaklayıp yatağına koyarsanız afallar.Ama pijamalarını giydiğinde,dişini fırçaladığında anlar ki uyku vakti geliyor..


Benim pıtırcık her zaman öğle uykusu uyumaz.Çünkü evde olduğu günlerde enerjisini tam atamadığı oluyor ki bu çok normal.Zorlamıyorum ama benim için çok yorucu olabiliyor.Öğlen uykusu 3 ü geçerse bu gece uykusunu olumsuz etkiler.Öğlen 1-3 arası uyumasını sağlıyorum.Bazen dışarda olduğumuzda hiç uyumuyor yada arabasında biraz sızıp kalabiliyor.Çok nadir uyku saati dışarda oluruz o yüzden ben dert etmiyorum da dışardan acaip bakıyorlar.Çoook mikemmel annelerin "vah vah tüh tüh kadına bak gezecek diye çocuğu arabada uyutmuşşş,boynu bükülmüş garibanınnn" bakışı bunlar.
  Gündüzleri iki kere olan uyku 18.aydan sonra teke düştü.Emmeyi bıraktığından beri de geceleri kesintisiz uyuyor.Tabi yatağının kenarına kapı açtığımızdan beri kalkıp gezdiği falan oluyor:(
Bu yaşta gündüz 1-2 saatlik, gece ise 11-12 saatlik tek uyku olması öneriliyor.Az çok uyuyoruz bu tanım.Sabah kalkış 7.30 klasik.Gün benim içinde erken başladığında iyi oluyor.Daha çok iş halledebiliyorum.Akşam 20.30 ve 21.30 en geç uyku vakti.Bazen bende yanına uzanıyorum beraber uyuyoruz,bazen kucağımda yatıyor kafasını göğsüme yaslıyor öyle uyuyor.. Destekte alıyor yani:) Dediğim gibi tek bir doğrumuz yok.Duygu durumları önemli benim için.Sevgime, kucağıma ihtiyaç duyan çocuğumu "hayııırrr" deyip yatağa yatırmıyorum.Kesin tek şey uyku vakti,odaya girdimi oyuna geri dönemeyeceğini biliyor.Zamanın da sınırlarını fazlasıyla zorladı ama sonunda öğrendi.
  Şu gece kalkıp gezme işide her zaman olmasa da beni biraz rahatsız ediyor açıkcası.Yeni odasına alışana kadar eskinin kapısına gitmesi normal mi acaba?



* Olayı akışına bırakmak ve rahat olmak tabiki her annede ve çocukta işe yaramaz.Zaten tek bir doğru yok ben sadece kendi çocuğumla olan durumu anlatıyorum.Ciddi uyku bozuklukları olan çocuklar var ve onların zaten uzman desteği alması gerekli! Uykunun düzene oturması için sabırlı olmak gerekli çünkü bu süreç günlerce hatta bazı çocuklarda haftalarca sürebiliyor!